07 Ağustos 2020 Cuma
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
Sizlerin Hakları Yenmez Yedirilmez
MHP'de  Kongre Zamanı
MHP'de Kongre Zamanı
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Ataseven'den Yerinde İnceleme
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
Trafoda Çıkan Yangın Söndürüldü
  YAZARLARIMIZ
ÜÇ YANLIŞ BİR DOĞRU
22 Temmuz 2020 Çarşamba Bu yazı 9099 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Türk şiiri tarihinde aşağı yukarı Tanzimat’ın ikinci neslinde başlayan pathetic (acıklı) manzûmecilik, şiir adı altında birkaç nesil devam etti. Bu süreç sadece şairin imgesini inşâ etmekle kalmadı aynı zamanda şiir sanatının da imgesini inşâ etti. Türk şiiri 1880-1960 arasında, Türkçenin tarihinde hiç olmadığı kadar ağlamaklıydı. Bu ağlamaklı söylemin, toplumsal kayıplarla, toplumsal vicdanın ve kollektif bilinçdışının temsilini dile getirmek bakımından bir ilgisi olabilir. Çünkü tıpkı Türk romanı gibi Türk şiiri de içine doğduğu dilin tarihsel evrelerinden bağımsız değildi. Bir yandan modernleşmenin zorunluluğu, diğer yandan nostaljik doğu imgesi ve taşralılık Türk şiirinin retoriğini değiştiriyordu. Bu retorik daha çok mağduriyet imgesi üzerine inşa edilmiş bir retoriktir. Bir yanıyla hep zavallı, acınası görünen bu şiirin öznesi, ne zaman pathetic üslubu terk etmiş ise o zaman büyük şair/şiir olmuştur. Yine de her şairin tecrübesi, mevcut dilin tarihsel tecrübesine eklenir. Türk şairinin tecrübesi de sonuç olarak Türkçe duyarlığın tecrübesidir.(*) Şiirler bir dünya görüşünün kaynak metinleri değildir.         Hangi metnin(şiirin) bir dünya görüşünün kaynağı olduğunu söylerseniz, o metnin artık şiir olmadığını söylemiş olursunuz. Biz bir şiiri herhangi bir dünya görüşü sahibi olmak için, ya da bir dünya görüşü içinde haklı delillerle kendimizi beslemek için okumayız. Şiirin ve şiir yazmanın amacının neye tekabül ettiğine dair önümüze varlığa dair farkındalığı oldukça yüksek bir şair portresi koyuyor Ferhat GÜLSÜN. Şiiri yeterince anlaşılmamış bir şeyin etkili bir anlatıma kavuşturulma çabası olarak tarif edebiliriz. Neden şiir okuruz sorusunun karşılığı ise: Herhâlde yokluğunu hissettiğimiz bir şeyleri tamamlamak, bir zorluğu gidermek ve nihayet bir doyum sağlamak için olsa gerek denebilir. Tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın nesri köpüğe benzetmesi gibi Ferhad’ın  şiirleri de köpüğe benzetilebilir. Bu köpük ise, bir tamamlama, bir kaçınılmaz fazlalık, yerini bulamamış insanlığın çalkantısından doğmuş bir köpüktür. Şiir okuyanlar ise, varlığının anlamıyla meşgul olan zihinlerin, estetik kaygısını, sezişlerini ortalamanın yukarısına taşıyabilmek için yeni bir dünya yaratma teşebbüsünde  olanlardır.Bu yüzden Ferhat GÜLSÜN, topluma mal olmaktan ziyade ‘insan’ olduğunu derinlemesine idrak edenlerin ve imgeyi bütüncül bir bakış açısıyla ele alan  şairidir. Bunuda Tuğçe şiirinde;altımız iblis,üstümüz insan der. Yine ninni şiirinde;”bana insanı anlat kendini unutup” der.

            Şaire göre insanoğlu utanç duyulacak bir sessizlik halindedir. Bomboş amaçları olan, yapmacık nefret ve kavgalarla gününü geçirmektedir. İnsanın en büyük düşmanı yine insandır der Meczup şiirinde, Her insan sevmiyor aynasını derken.

           Ferhat GÜLSÜN; kendi duruşu/durduğu yer açısından farklıdır. Söylemi baştan beri naiflik görüntüsünde serttir. İster ironik, ister müstehzi ister trajik isterse romantik olsun, o dil daima serttir. İnsanın konfor arzusuyla kendini unutuşu karşısında ancak sahtekârlar merhamet gösterir ki çoğu zaman merhamet gösterisi aslında bir sahtekârlıktır. Ondaki acımasızlık yapay insan figürüne karşı yürütülen kavganın sadece bir yanıdır. Mum şiirinde,yılan da inanır kendi yalanına

denize düşen kalbine sarılsın

suçumuz kadar büyük, her çocuk her beyaz siyah ölür,

ateşe tapıp ateşten korkan utansın.

 

 

             Ferhat GÜLSÜN, şiirinin en belirgin damarı sahihlik arayışıdır. Bu kavramı birçok anlamda kullanabiliriz ama Ferhad’ın  şiiri için asıl anlamı sahih insan ve sahih dünyadır. Ferhad’ın şiirinin dili yapay, sahte ve samimiyetsizliğin karşısındadır. Bu karşı duruş pathetic olanı da kapsar. Sahte duyarlık, simülatif dünya ve o dünyayı dile getiren dil, Ferhat GÜLSÜN için insani oluşa ihanettir. Bu konuda en büyük araç şüphesiz dildir. Yer yer isyana varacak kadar feryadını basar Ferhat GÜLSÜN, şiirinin dili eleştirel yanını daima muhafaza etmiş bir dildir. Göçebe şiirinde,Göçebedir gökyüzü,

                                                     Kimisi bölüşüyor ölümü kurşun payıyla

                                                     Kimisi kaldırımda körebe

            Ay gül çocuklar şiirinde; yaşayabildiğin kadardır dünya/ yaşamayacaklarımız kadar boynumuzda asılıdır ölüm/Yanlış bahara göçtüm her sonbahar dönüşünde/ölümsüzlüğe sığınacak kadar ölü değilim henüz/yada ölümden korkacak kadar diri/ evrimini arayan bir deliyim.

Kendi aynasına baktığının en büyük göstergesi bu cümle,kendi evrimini arayan bir deliyim derken.İsyanın doruklarında gezerken Neitzche’yi anımsatan cümleler Kuyu şiirinden geliyor;Ne bulutlarda Tanrı yapabildik, ne de çamurdan insan. Ne kul oldum ne Tanrı,kutsalını çarmıha germiş bir sevgiliyim yer ve gök arası. Bu cümleler bize Emile CİORAN’ıda hatırlatıyor. Şair kendi uçurumuna bizi de davet edip bakmamızı istiyor . İnsan dediğimiz Canlının aslında ne kadar yalnız, kırılgan ve  savunmasız olduğuna tanıklığa çağırıyor adeta.

             Aşk bütün şiirlerinde en başat ögelerden;Kuyu şiirinde cehennem yeşilinde cenneti yakan iki deliyiz biz/iki yalnızlık/iki hiç kimse .Bana gömleğini ver yada biraz su/ayazında yaşayıp baharında ölüyoruz zamanın. Burada Züleyha’ nın Yusuf’a olan  aşkına bir atıf var gibi bana gömleğini ver derken. Recm şiirinde, Tebriz kapısında yar dilenirken aşk derken Mevlana ve şems’ gönderme var. Şairin aşk’la başı dertte ama aşk daha çok yokluğunu sevdiği varlığına katlanamadığı bir uzak platonik aşk onunki.

            Toplumsal sorunlar ve toplumcu bir yanı da var tabiî ki,yine recm şiirinde,Sabrın sonu ölüm/düş yığınında ısırgan topluyor Filistin/Bahar dala göç etmiş/ bütün oyuncaklar yetim. Ancak böyle anlatılırdı Filistin’deki babasız çocukların durumu.Olayı acındırmadan,hamasete kaçmadan herkesin kabul edeceği bir söylem bu.

              İki kurşunu olanın iktidar/iki alkış tutanın Halk/iki yalanın bir doğru olduğu dünya/ve ihanetini aşkla süpüren insan/ne mutlu haramı bile helal öpene. Toplumsal duyarlılığı  had safhada. Ferhat GÜLSÜN’ ün şiirinde ve yazdığı diğer metinlerde az kullanılmış yada hiç kullanılmamış sözcüklerle sesleniyor bizlere adeta sizlere kullanılmamış sözcükler getirdim bakın der gibi.

               Ferhat GÜLSÜN “Üç Yanlış Bir doğru” şiir  kitabıyla saklandığı kuyusundan çıkmıştır,örtün üstümü görmesinler beni diyemez artık. Bu şiirleri yazarak bir anlamda yaralarını da deşifre etmiştir. Kendisi aynı zamanda Matematik öğretmeni ve Felsefede yüksek lisansı bitirmiş olan ve şiirle,Felsefeyle matematiğin arasında sağlam bir bağlantı olduğunu da göstermiş oldu. Kitabına bol okurlu yolculuk dilerim.Tabiiki bu değerlendirme/çözümlemeyi yaparken şunu aklımdan çıkarmadım, “şiirin asıl anlamı şairinde saklıdır” .  

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
Ferhad Gülsün  -  23-07-2020 - 09:47
Öncelikle değerlendirme için çok teşekkür ediyorum. Bir şiirin hikayesi şairin kaleminden çıkıp okurun bilincinde kendine bir anlam bulursa başlıyor. Bu nedenle her bir dize için başka bir pencereden söylenen her söz öyle değerli ki. Her ne kadar şiir şairin iç dünyasının bir yansıması gibi görülse de her şiir içinde bulunduğu kitabın bir karakterini temsil eder. Her şiirin kendine has bir kişiliği, duruşu, yaşam biçimi ve psikolojisi vardır. Bir şiirde yetim bir çocuk tırnaklarında sabrı kemirirken yan sayfada başka bir çocuk güneşin yüzüne umudu çizebilir. Sokağın gerçeği böyledir çünkü yaşam böyledir, dünya da. Şairin duygusu şiiri ancak uyandırabilir sonrasında şiir şairinden bağımsız kendi duygusu yaşatır. Yazınız bir anlamda kendi şiirimle yüzleşmeme neden oldu. Şair bir dizeyi ne kadar silik yazmaya çalışırsa çalışsın şiir isterse en çok o dizeyi gün yüzüne çıkarıyor. Eninde sonunda şiir de yabancılaşıyor şairine, insanın evrene yabancılaşması gibi. Kendi adıma uçurtmalarımı gökyüzüne, kağıt gemilerimi suya, kalem izlerimi kaldırıma bıraktım. Kırk yıllık bir ömrün kahvesini sundum dostlara, bana telvesi kaldı. Gerçek şiir şairinde saklı bir anlam bırakmıyor. Şiir yaşadıkça çözülüyor her düğüm. Yaşamı ne kadar doğru düğümledim bunu da elbet zaman gösterecek. Yeniden teşekkürler emeğiniz ve düşünceleriniz için. Sevgiler, selamlar. Ferhad Gülsün
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Halil Eşmebaşı
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  06 Ağustos 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net