26 Eylül 2020 Cumartesi
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Besicilik zor duruma
Besicilik zor duruma
Tekin, Temizlik Aracıyla Cadde Ve Sokakları Temizledi
Tekin, Temizlik Aracıyla Cadde Ve Sokakları Temizledi
Muhasebecilerden Örnek Davranış
Muhasebecilerden Örnek Davranış
Şimşekler Sultanbeyli'ye Bileniyor
Şimşekler Sultanbeyli'ye Bileniyor
  YAZARLARIMIZ
ÇOCUKLUĞUMUN BAYRAMLARI
07 Ağustos 2020 Cuma Bu yazı 4033 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bayram namazı akabinde zihnimden ve gözümün önünden geçip giden eski bayramlara dair yaşananları ve kendi hissiyatımı paylaşma düşüncesiyle yazılmıştır bu yazı.

Eski dediysem, kimilerine göre öyle çok fazla bir süre önce değil, yarım asırlık bir zaman diliminden söz ediyorum. 50 yıllık bir süre gençler için elbette uzunca bir zamana işaret ediyor, anlayacağınız eskilik yenilik izafi bir kavram.

Hâli vakti yerinde olanlar ve ailenin büyükleri için bayram ne mana ifade ediyordu geçmişte bilmiyorum, ancak şimdi anlayabiliyorum bayramın ne olduğunu. Fakat bu defa da eski bayramların olmadığını, kalmadığını düşünüyorum. Ne gariptir ki;

“Demir tava geldi kömür (köz) tükendi
Akıl başa geldi ömür (söz) tükendi.”

Ya da

“Ocak tava geldi hamur bitti
Akıl başa geldi ömür bitti.”

tekerlemeleri hücum ediyor zihnime ve dilime. Aslında bayram aynı bayram, fakat ben eski ben değilim.

Fakirü’l-hâl ve perişanü’l-ahvâl olanlar için bayram ucuz bayram şekeri ve alkol derecesi düşük kolonyadan ibaret olup, şayet bir yerlerden giyecek ya da onu alacak para gelmemişse eski giysilerin yıkanarak, söküğü dikilip yırtığı yamandıktan sonra giyilmesi anlamına gelmekteydi. Bütün yokluğuna ve çaresizliğine rağmen çoluk çocuğunu sevindirmek isteyen anne ve babalar büyüme çağındaki çocukları için bir beden ve bir numara büyük giysi ve ayakkabı alarak hem zaman içindeki masraflarını düşürür hem de çocuklarını sevindirirlerdi. Hatta bazıları özellikle arefe günü akşam üzeri satılmamış giysi ve ayakkabıları ucuza alabilirim düşüncesiyle çarşı ve pazarı kolaçan ederlerdi, aynen pazarın bitimine yakın ve yüzleri görünmesin diye karanlıkta pazara gitmeyi alışkanlık hâline getirenler gibi.

Zenginler için bayramsa herhalde bambaşka bir şey olmalıydı, onlar pazara erkenden gidip de sebze ve meyveyi en taze ve diri hâlindeyken ve pahalıyken alanlar gibi, haftalar öncesinden bayramla ilgili tüm ihtiyaçlarını görüyor olmalıydılar. Ancak çocukluğumun geçtiği Yahşihan’da buna dair hatırladığım fazla bir şey yok malesef. Herhalde herkes vasatü’l-hâldi, birbirine benziyordu.

Eskiden fakir olsun zengin olsun herkes kelle kireç alır, söndürür ve evlerini badana ederlerdi. Her ne kadar sağlıksız olsa da temizlenmesi ve silinmesi kolay oluyor, üstelik her yıl boyanması da gerekmiyor diye evlerini plastik ve yağlı boya ile boyayanlara da tek tük rastlanır olmuştu, ama böyleleri azınlıktaydı. Çünkü kerpiç ve toprak sıva çağından tuğla veya briket çağına ve kum sıva dönemine erişmek gerekiyordu. Gide gide boyaların plastik poşet içinde ve ucuza satılanları çıktı da sağlıklı kireç dönemini kapatıp sağlıksız boya dönemine zengin fakir hep birlikte erişmiş olduk.

Evin boyanması-badalanması ve temizlenmesinden sonra özellikle de kadınlar için en önemli iş halı, kilim, perde, çarşaf, pike, örtü ve giysilerden müteşekkil çamaşırın yıkanıp kurutulup kaldırılması ve bayram sabahına kadar muhafaza edilmesiydi.

Boya badana sonrası bir diğer mesele ekmekti. Yufka yiyenler haftalar öncesinden tedariklerini görür, mahalledeki diğer komşu kadınlarla imece anlayışı içinde direk gibi yufkalarını dikerlerdi. Bazlama yapanlarsa mevsim şayet yaz ise en fazla iki gün öncesinden bazlamalarını pişirir ve serin odalarda saklarlardı ekmeklerini. Sonradan ekmek fırından alınmaya başlanınca arefe gününden en az bayramın iki gününe yetecek kadar ekmek tedariki yapılırdı, zira ilk iki gün fırınlarda ekmek pişmezdi. Fırın sahibi ve ustası da bayramını ve ziyaretlerini yapar, görevilerini icra ederlerdi.

Daha sonra bayramda misafirlere ikram edilecek nevale meselesi devreye girer, bazı tecrübeli kadınlar çok önceden ne pişireceğine, saracağına, yapacağına karar verir; müşkülpesent olan, işi çok olan kadınlar ise deli tavuk gibi oradan oraya döneleyip dururlardı. Yaprak sarması, biber-kabak-patlıcan dolması, çörek, börek, sütlaç, kadayıf, baklava, lokma tatlısı gibi ikramlıklar ve yoğurt çorbası önceden hazırlanır; diğerleri ise ya arefe günü akşamı ya da bayram sabahı pişirilirdi.

Arefe günü çocukların ve yaşlıların yunup yıkanması, ortada yelen yeliştireninse arefe gecesi ve bayram namazı öncesi acele acele ve yarım yamalak su dökünmesi neredeyse terkedilmesi zor bir gelenek hâline gelmişti. Hatta kadınların çoğu erkekler bayram namazı için camiye gittiklerinde yunup yıkanabilirdi.

Erkek kısmı büyük olsun küçük olsun bayramlıklarını bayram namazı için camiye gitmeden giyer; kız çocukları ve kadınlarsa erkekler camiden gelmeden hazırlıklarını ikmal eylerlerdi. Yaşlı erkeklerin günler öncesinden Gürünlü satıcılardan aldıkları hacı yağları ile, gençlerin krem ve losyonlarıyla, çocuklarınsa kolonya ile kokulanması sağlandıktan sonra camiye gidilir, namazın akabinde camide bayramlaşma merasimi tamamlanıp sabah çorbasını içmek üzere evin yolu tutulurdu. Tabi bu arada kaynanalar gelinlerini, anneler de kızlarını sıkıştıra azarlaya veya nadiren nazlandıra nazlandıra sofrayı kurma telaşı içine girerler, terleri sırtlarından çıkardı.

Anneleri tarafından saçları taranmış, giysileri özenle giydirilmiş ve mendilleri ceplerine konulmuş olan çocuklar büyüklerin ellerini öptükten ve harçlıklarını aldıktan sonra sabah yemeğini (sonradan kahvaltı denmeye başlandı) yarım yamalak yer ve kendilerini sokağa atarlardı. Yaşı yaşına uygun bir biçimde erkek ve kız çocukları mahalledeki arkadaşlarıyla birlikte en yakınlarındaki evlerden başlamak üzere mahalledeki tüm evlerin kapılarını çalarak para, mendil, çikolata, şeker nevinden istihkaklarını toplarlar; hatta başka mahalleleri ve tanımadıkları kimselerin evlerini de yoklayarak rızıklarının peşinde dolanıp nimete karşı saygısızlık yapmamaya özen gösterirlerdi. Topladıkları çikolata ve şekerleri öğleye yakın bir yerde oturup arkadaşlarıyla yer, şayet evlerden yüklü harçlık veren ya da kaliteli çikolata ve şeker ikram edenler varsa onlardan da arkadaşlarını haberdar ederlerdi. Topladıkları paraları köyün ya da kasabanın meydanında kurulmuş olan dönme dolaplarda, kiralık bisikletlerde ya da kader oyunlarında tüketir; kalanlarıyla bakkaldan şemsiye çikolata, gofret, gazoz, leblebi ve saire alarak sabahtan ikindiye kadar ne zorluklarla doldurdukları ceplerini çok kısa bir sürede hemen oracıkta yeni sahiplerinin ceplerine ya da çekmecelerine boşaltırlardı. Ergenlik çağına yaklaşan çoğu erkek çocuk tabanca, mantar, füze, karpit, maytap gibi yanıcı ve patlayıcı malzemelere harcardı harçlıklarını. Ergenlik döneminde bulunanlarsa sinemaya gider, beyaz leblebi gazoz eşliğinde iki, bazen de üç filmi arka arkaya seyrederdi. Sinema önlerinde çızgılı roman alanlar da görülürdü bu arada. Tabiki dikkatli olan, parasını biriktiren ve arkadaşlarına arada bir çıkarıp gösterenlere de rastlanmıyor değildi.

Akşama kadar deli danalar ve taylar gibi oradan oraya seğirten, dolaşan, koşan ve yorgunluktan omuzları çökmüş, ayaklarına kara sular inmiş, gözünün feri sönmüş ve dizinin dermanı tükenmiş olan o çocukların eve dönüşlerini görmek ayrı bir güzeldi. Bazıları mahçup ve suçlu halleriyle, bazıları topladığıyla gün içinde zenginler gibi yaşamış ama akşama iflas etmiş tüccar görüntüsüyle ya da savaşı kaybetmiş asker edasıyla akşam hava kararmadan evlerine/siperlerine döner, akşam yemeğini ya yer ya da yemeden uyuyakalırdı. Bazılarının kulakları çekilir, bazılarına “ben sana ne yapacağım gör bakalım!” ışmarıyla parmak sallanır, bazıları ise yanakları öpülerek uyuması için yatağa yatırılırdı. Yaptığı hatalar, yapamadıkları işler, yatmadan önceki maruz kalınan muameleler geceleyin sabaha kadar uykuda halledilmeye çalışılır, sabaha ya suçlu ya da beraat etmişcesine ama hep umutla uyanılırdı. İlk gün özgürce gezen çocuklar bayramın ikinci ve üçüncü günlerinde ya evde kalırlar ya da anne babalarıyla birlikte bayramlaşmaya giderlerdi.

Şimdi bakıyorum da her ne kadar ana ve babamın çocuğuysam da büyüdüm artık ve babamla anam dönülmez bir yolculuğa çıktılar. Eli öpülmesi ve hayır duası alınması gerekenlerin listesi sürekli eksiliyor, evde kalma ve misafir bekleme süremse artıyor. Salgın dönemi bayramları ise hiç zevk vermiyor, ancak buna da şükür diyorum. Kapıyı çalan çocuklara rastlanmıyor neredeyse. Çocuklarım büyüdüler ve giysilerini kendileri alıyorlar, giysi alacak çocuk kalmadı yanımda. Torunlarsa henüz gelmedi; gelir gelmez, görürüz görmeyiz onu da bilmiyorum. Bayramın tadı telaşesinde, kalabalığında, ziyaretlerinde ve gidilemeyenlerden özür dilenmesindeymiş. Ziyaret edilmek ve aranıp sorulmakmış bayram. Hastalıklara ve kilo ile ilgili sıkıntılara rağmen ikram edilenleri tatmakmış bayram. Bayrama uyanmak, nefes almak, yiyip-içmek, konuşmak ve yazmakmış bayram. Allah’a nâ-mütenâhî şükürler olsun, bizleri bir bayrama daha eriştirdi.

Çoğunluğu çocuklarla ilgili ancak büyüklerin hâlini de aksettiren bayram hatıram elbette bunlarla sınırlı değil, ancak ne yaparsınız ki dert dinleyen, sohbet eden, yazılanı okuyan sayısı da gün geçtikçe azalıyor. Eksik kalan tarafları olsa da uzun sayılacak bir yazı oldu yine. Hakkınızı helal edin Kıymetli Dostlarım.

Kurban Bayramımız ve Cumamız mübarek olsun, Allah Teâlâ hayırlara vesile kılsın inşallah. Haneleriniz huzurlu ve bereketli, aklınız ve bedeniniz sıhhatli, gönlünüz gani ve merhametli, ömrünüz müzdad, birlik ve beraberliğimiz dâim olsun inşallah.

Selametle kalın Kıymetli Dostlar.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Nursan Gül Annaç
Nesrin Bulat
Başar Özdemir
Kırlangıçoğlu Oktay
Bekir Eroğlu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  25 Eylül 2020 Cuma
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net