22 Ekim 2020 Perşembe
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
ŞİDDETİ ENGELLEMEK İSTİYORUZ
ŞİDDETİ ENGELLEMEK İSTİYORUZ
Bülbül'e Haddini Bildirdik
Bülbül'e Haddini Bildirdik
Perşembe Pazarı Açılıyor
Perşembe Pazarı Açılıyor
Eşini Bıçakla Yaralayan Şüpheli Tutuklandı
Eşini Bıçakla Yaralayan Şüpheli Tutuklandı
  YAZARLARIMIZ
FİİLEN İŞGAL ALTINDAYIZ! (144 .)
23 Eylül 2020 Çarşamba Bu yazı 6776 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

        Bir ay kadar önce (21. 08 / Cuma) MALATYA’ dan bir arkadaşım wattapp’ tan bir yazı göndermişti. Okuyunca; (21. 08. 2017) de yazdığım ‘’Mersinde İki Hafta’’ ve sonra da geçen ay (05. 08. 2020) de yazdığım ‘’Sahildeki Suriyeliler’’ yazılarım aklıma geldi!

        Derken bu defa da önceki gün Facebook’ tan ve 45 sene öncesinden tanıdığım bir şahıstan gelen paylaşım; (Her gün biz Suriyelileri Türkiye’ den kovmaya çalışan Türkler, akıllarını başlarına almalı! Aksi halde bu ülkeden gidecek olan Türklerdir! ‘’Suriyeliler Dayanışma Derneği Başkanı Muhammed Abdullah’’) imzalı, spor şapkalı, korona maskeli ve hain bakışlı bir zibidinin mesajı gelince, benimde sigortalar attı tabii!

        Paylaşımı gönderen şahsa konuyla ilgili yazdığım cevabı buraya aktarmam icap etmez! Çünkü oradan yaptığım açıklamanın buradan genel kamuoyunun huzuruna aktarılması etik olmaz! Ama feraset sahibi okuyucularımızın anlayacağı üzere, neler olabileceğini tahmin edersiniz!

        Dün tesadüfen aynı sayfaya girdiğimde gördüm ki, arkadaş benim yorumumun içerik itibariyle sayfasından yayımını ağır bulmuş ve özür dileyerek silmiş!!! Önemli değil.

        Aynı paylaşım zaten internete düşmüş bir konu! Bununla ilgili olarak paylaşıma yorumu yazan ben! Neymiş; küfür ve hakaret içeren yazıları maalesef siliyormuş!!!

        Bu satırlara yakışacak şekilde olmak üzere yine de bu soysuza bir gönderme cevap vermezsem, yazı içime sinmeyecek. O bakımdan affınıza sığınırım!

        Ulan şerefsiz vatan haini Arap müsveddesi! Muhammed adına kurban olasıca savaş kaçkını! Lan seni biz kırmızı mumlu mektupla çağırmadık! Sen kanı bozuk, nesebi belirsiz yaratık! Kendi vatanını savunmaktan aciz, kıçın sıkışınca kaçıp gelip, benim vatanıma sığınacaksın!

        Bu asil milletin öz evlatlarından da, çok daha fazla imtiyazlara sahip olacaksın! Her türlü imkânlara ve nimetlerine bizden önce ulaşacaksın! Bu milletin evlatları hastane kapılarında sıra beklerken, dağdan gelip bağdakini kovan misali, sırasız – sabahsız - kafadan içeri dalacaksın!

        Garibim Ahmedin Mehmedin çocukları bir istikbal temini uğrunda, üniversiteye girebilmek için göbeği saparken, Ali’ nin Veli’ nin gücü yetip te dershanelere para yetiştirebilmek için dökülüp saçılacak! Sen geçecek elini kolunu sallayarak dilediğin ve istediğin fakülteye kaydını yaptıracaksın!

        Benim esnafım binbir türlü verginin – sigortanı – harcın – borcun içinde debelenecek! Sen kalkacak o zavallının karşısına geçip işyeri açacak, sigortasız - vergisiz – algısız – masrafsız gelir sağlayacak, haksız rekabet yapacaksın!

        Tüm bu haksız – hukuksuz – adaletsizlikleri sineye çeken bu asil milletin evlatlarına, sen tutacaksın daha bide tüm bunlar yetmezmiş gibi, yok akıllarını başlarına alsınlar, yok sizleri süreceğiz buradan herzelerini yiyeceksiniz!

        Bana bakın bana! Bu millet değil sizler, sizler gibi daha binlerce iti besler! Ama nankörlüğü – hainliği - alçaklığı ve ihaneti asla kabul etmez! Ağzınızın tadı bozulmadan oturun oturduğunuz yerde! Değilse geldiğiniz gibi defolun gidin geldiğiniz yer! Sabır taşına dönen bu milletin sabrını daha fazla zorlamayın!!! Şimdilik bu kadar.

*

(Bu yazı da Malatya’ dan arkadaşımın gönderdiği olup, okumanıza sunuyorum!)

        ‘’Tatil ya, sokaklara çıktılar, korkunç kalabalıklar oluşturdular. İş günlerinde arada kaynıyor, tek tek göze batmıyorlardı ama bayramda aileleri ile birlikte sokaklara çıkınca insanın kanını donduracak, ürpertecek, sorgulamaya yöneltecek korkunç tablo ile karşı karşıya kaldık.

        Gördük ki İstanbul çoktan bizim olmaktan çıkmış. Her yerdeler ve her yeri ele geçirmişler. Koskoca şehirde onlar çoğunluk olmuş, biz azınlık durumuna düşmüşüz.

        Yani İstanbul fiilen artık onların eline geçmiş. Abartmıyorum İstanbul sahillerinde yüzlerce Afgan, Suriyeli toplu halde denize giriyor. Türk babalar ailelerini onların kirli bakışlarından uzak tutmak için bedenleriyle âdeta etten duvar örüyorlar.

        Dağ taş Suriyeli kaynıyor. Arap kaynıyor. Afgan kaynıyor. Mesire yerlerine gidiyorsunuz binlerce Suriyeli çimenlere yayılmış, Türkler ise kıyıda köşede ve bu sürüden biraz uzakta kendine yer arıyor. Artık "Suriyeli Hasan İzmir' deki yangını söndürmek için avuçlarıyla toprak taşıdı" yalan haberleri de örtemez bu gerçeği...

        Kaç kişi olduğuna dair elde kesin veri yok ama korkunç kalabalıklar halindeler. Irak, Libya, Pakistan, Cezayir, Fas, Ürdün.... Ne ararsan Türkiye' de. Gerçeği görün artık bu, basit bir "mülteci" sorunu değil.

        Bu, düpedüz bir işgal. Bu, emperyalistlerin bir ülkeyi ele geçirmek amacıyla başvurdukları çok eski bir soğuk savaş taktiği. Kan yok, savaş yok!

        Birinci adım: Mülteciler akını!

        Emperyalistler bölmek istedikleri ülkenin demografik yapısını "Stratejik Göç Mühendisliği" yöntemi ile bozuyorlar. Nasıl mı?

        Sınır bölgemizdeki ülkelerde terör yahut iç savaş yoluyla kargaşa çıkartıyor, ülkenizin "yoğun göçler" almasını sağlıyorlar. En insani yanınızdan vuruyorlar sizi: Merhamet!

        Gece gündüz medyadan zor durumda olan insanların dramlarını pompalıyor sizi kucak açmaya zorluyorlar. Kucağınızı açıyorsunuz bir anda kucağınızda ne idiğini, kim olduğunu bilmediğiniz yüzlerce binlerce hatta milyonlarca "mülteci" buluyorsunuz.

        İkinci adım: Yaşadığınız yere yabancılaşma!

        Önce mahallelerde sonra bölgelerde ve şehirlerde başlıyor değişim. Dili farklı kılığı farklı, tavrı farklı tipler sarıyor etrafınızı. Derken bir bakmışsınız kendi mahalleniz, kendi şehrinizde azınlık durumuna düşüvermişsiniz.

        Üçüncü adım: Mülklerin el değiştirmesi!

        Doğup büyüdüğünüz mahallede kendinizi güvende hissetmiyorsanız sıra topraklarınıza gelmiş demektir artık. Yaşadığınız yere yabancılaşır, bir an evvel kaçıp gitmek istersiniz oradan. Sonuç malûm; siz satıyorsunuz, onlar alıyor!

        Dördüncü adım: Vatandaşlık elde etme, seçme seçilme hakkı!

        Büyük guruplar halinde vatandaşlığa geçiyorlar seçimlere katılıp, oy kullanıyor; seçiyor seçiliyorlar. Evler dükkânlar bölgeler hatta şehirler derken bir bakmışsınız, vatan elinizden uçup gitmiş sizin ruhunuz bile duymamış.

        Uyanın vatan artık bizim değil. Vatan kayıp gidiyor avuçlarımızdan. Belki sen, belki oğlun kızın bu işgalle yaşamaya çalışabilirsin, ses çıkarmayabilirsin, alışmaya da çalışabilirsin ama torununun hiç şansı yok bu topraklarda!

        Bu işgal, her geçen gün artarak devam edecek ve gelecekte torununun bir vatanı olmayacak belki de. Hiç kan dökmeden alacaklar ellerinden vatanlarını ve onların gidecek bir yerleri kalmayacak. Uyanın! Bu bir işgal!!! ‘’

N O T: Konuyu daha iyi anlayabilmek için yukarıda açıkladığım ‘’Mersinde iki Hafta ve Sahildeki Suriyeliler!’’ yazılarının da okunmasını tavsiye ederim!

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
OKTAY KIRLANGIÇ   -  29-09-2020 - 08:33
Kıymetli Okurumuz Sayın Sevim Hanım: İşgal Altında bulunduğumuzu açıkladığım yazıma göstermiş olduğunuz nezakete teşekkür ederim. Bu konuyu üç sene öncede dile getirmiş ve ufuktaki felaketin ayak seslerine dikkat çekmeye çalışmıştım! Nitekim yine aynı yer ve civarında iki ay kadar önce bizzat yaşamış olduklarımı bu sütundan sizlerle paylaşmıştım. Adamların (A) dan (Z) ye kendilerine ait her şeyleri var! Her iş konusunda kendi kolonilerini kurmuşlar. Vergi yok sigorta yok, ekmek elden su gölden misali! Perşembenin gelişi çarşambadan belli derler! İşte tamda o misal bu gidişin sonunda derneklerini bile kurarak, resmi ve yasal bir kimliğe dönüşmüş olarak, benim ülkemde bize kafa tutar hale gelmişler! Bunların görülmemesi bilinmemesi gibi bir aymazlık söz konusu olamayacağına göre, demek oluyor ki bunlara bilinçli olarak yol verilip yönlendiriliyorlar demektir! Aksini iddia eden beri gelsin de bize izah etsin! Adam resmen rest çekiyor ve (Akıllarını başlarına almazlarsa Türkiye\' den gidecek olan Türklerdir!) diyebiliyorsa yahut da dedirtiliyorsa, bunun arkasındakilerin araştırılıp bilinmesi gerekir diye açıklıyorum!!! (29.09.2020-Salı/02.45-Oktay Kırlangıç).
Sevim ÖZBEK   -  23-09-2020 - 19:54
Herkes kendi ülkesinde yaşasın.Yazınızı okudum ve katılıyorum bu felaket geliyorum diye diye çığ gibi büyüdü geliyor. Ben Türküm ve ülkem vatanım Türkiye. Başka hiçbir ülkede yaşayamam. Kendi ülkemde milli menfaatlerimizin çıkarı için kendi Milletimle yaşamak istiyorum. Bu olması gereken. Ben bir vatandaş olarak en doğal hakkımı ülkemde rahat ve huzurlu yaşamayı istiyorum.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Sadettin Şahin
Kırlangıçoğlu Oktay
Bahattin Akyön
Erol Serkan Kılıç
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  22 Ekim 2020 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net