28 Ekim 2020 Çarşamba
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
SENİ UNUTMAYACAĞIZ BAKANIM
SENİ UNUTMAYACAĞIZ BAKANIM
Bugün Rüzgar Eken Yarın Fırtına Biçecektir
Bugün Rüzgar Eken Yarın Fırtına Biçecektir
Öğretmen Adaylarına Çocuk Hakları Eğitimi
Öğretmen Adaylarına Çocuk Hakları Eğitimi
ABC ile ORSAV'dan İş Birliği
ABC ile ORSAV'dan İş Birliği
  YAZARLARIMIZ
İHTİYAT
28 Eylül 2020 Pazartesi Bu yazı 1994 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Sakınmak, işleri iyi düşünmek, tedbirlilik, işlerde basiret üzere bulunmak ve yedek gibi manalara gelen ihtiyat kelimesi üzerine bir şeyler yazmak istedim bu defa. Benim yine karamsarlık içinde olduğumu ve sık sık ölümü düşündüğümü farz ederek endişe edecek ve daha yaşayacağım güzel günlerin olduğunu söyleyecek dostlarım olacaktır, Allah razı olsun kendilerinden, eksik olmasınlar, var olsunlar.

 

Bu kelime üzerine yazarken elbette ihtiyatlı olmam, tedbiri elden bırakmamam, zülf-i yâre dokunmamam ve kuru temizleme yapmam lazım gelecek, fakat öte taraftan da yaşımın kemâle erdiğini düşünen birisi olarak, söylemem ve yazmam gerekenleri evelemeden ve gevelemeden, ancak kırıp dökmeden münasip bir lisan ile ilm-i siyaseti dikkate alarak uhulet ve suhuletle ifade etmem gerektiğine hükmediyorum.

 

Eskiler, daha çok da köylerde yaşayıp çiftçilikle ya da hayvancılıkla geçimini temin edenler, güneşin ve ayın hareketlerini, yıldızları, mevsimleri, rüzgârları, bitki ve hayvanları, toprağı, suların akışını, insanları daha bir dikkatle takip eder, kendilerince olanlardan dersler çıkarmaya ve tedbir almaya gayret ederlerdi. Ben de işte böyle bir dönemde, Orta Anadolu kasabalarından Yahşihan’da çocukluk ve gençlik dönemlerimde bu tür hadiselere şahitlik ettim. İhtiyat dediğimiz tedbirlilik, günün her saati ve yılın her vaktinde ihmal edilmez, ihmal edilmesi düşünülmez bir zorunluluk olarak tebarüz ve temayüz ederdi. İnceden inceye her şey düşünülür, ihtimaller hesaba katılır ve tedbirler alınmaya çalışılırdı. Kanaatimce bu hâl, hiçbir şeyin tesadüfî olmadığı gerçeğinden hareketle yapılırdı.

 

Bu durum kişilerin Allah ile ilişkilerinde de, insanlar-hayvanlar ve bitkilerle olan münasebetlerinde de geçerliydi. Mesela ezan-ı Muhammedi okunduğunda namaz hemen kılınır ve öte tarafa borçlu olarak gitme endişesi izale edilirdi. Kazaya bırakılan oruçlar ve namazlar en kısa sürede iade edilmeye çalışılırdı. Anneler bebeklerini gönül huzuru içinde emzirebilmek için icap ettiğinde gusül abdestlerini derhal almaya özen gösterirler, kirli olarak adım atmaktan, dolaşmaktan imtina ederlerdi. Yolculuğa çıkanlar mutlaka abdestli olarak yola koyulurlardı. Misafirliğe gidilen eve veya köye ekmek başta olmak üzere yiyecek götürülür, ola ki evdekilerin yiyeceği ve hazırlığı yoktur, zor durumda kalmasınlar diye düşünülürdü. Yol azığı düzülürdü. Yataktan kalkınca üst baş değiştirilir, gece yatağa gidene kadar pijamalar/gecelikler giyilmezdi ki, çat kapı misafir gelebilir diye hesap edilirdi. Sofraya bir kaşık fazladan konulur, çay bardağı mutlaka bir fazla olurdu ki, misafir geldiğinde telaşa düşülmesin diye. Yağmurlar başlamadan harman kaldırılır, yine çatı ve damlar aktarılırdı. Acer ve yeni giysiler her dâim giyilmez, özel günlerde giyilmek üzere dolaplara veya sandıklara kaldırılırdı. Yeni malzeme misafir geldiğinde kullanılmak üzere muhafaza edilirdi. Yamalıklı elbise ve çorap giymek normal karşılanır, eskisi olmayanın yenisi olmayacağına inanılırdı. Her gün güzelin g.tünün açık olacağı söylenirdi ve buna inanılırdı. Mangalda ateş varken kibrit yakmanın israf olduğu düşünülürdü. İsraf büyük kabahatlerden addedilir, böyle yapanları Allah’ın sevmediğine inanılırdı. Kâğıt kutsal bir malzeme olarak görülür, israf etmek bir yana yere düşmüş olanı yerden alınarak duvar ve ağaç kovuklarına sokuşturulurdu. Yemekler, özellikle de pirinç ve bulgur taneleri ziyan edilmez, edilirse bereketin ortadan kalkacağı düşünülürdü. Ekmek küflendirilmez, küflenmişse küflü ve yanmışsa yanmış kısımları alınır ve geri kalanı yenilirdi. Yere düşen kırıntılar ziyan edilmez üflenerek tüketilirdi. Bayat ekmekler mutlaka değerlendirilir, papara, tirit gibi yemekler yapılırdı. Bütün bunlar Allah’ın nimeti keseceği ve bereketi ortadan kaldıracağı düşünülerek ihtiyaten yapılırdı. İhtiyaten darda ve yolda kalanların yardım çağrılarına icabet edilirdi. Böylelerinin içinde Hızır olacağı düşünülerek tedbirli hareket edilirdi.

 

İhtiyat konusunda en büyük ve çetin mücadele herhalde kiler-i âmirenin baş sorumlusu kayınvalide ile gelin arasında olanıydı. Zira mutfaktan, erzaktan, soğuk ve uzun kış aylarında aile mensuplarının doyumundan sorumlu olan ya da tutulan kaynanalar, her ihtimali hesaba katarak ve mümkünse ilkbahara bir miktar ihtiyat malzemesiyle çıkabilmek için masrafları kısabildikleri kadarıyla kısar, israfa ise katiyen müsaade etmezlerdi. Bu uğurda evin erkeği ve oğlu denge rolünü üstlenir; hanımına veya anasına destekle gelinine ya da eşine arka çıkma konusunda epey ince bir siyasetin içinde bocalar dururdu. Bunu yaparken hem o gününü hem de geleceğini hesap ederek zihnini bir noktadan öteki noktaya götürür getirirdi. Aklını başına devşir, bugünün yarını da var, düşmez kalkmaz bir Allah sözlerini diline pelesenk eder, kendisini gün doğmadan neler doğar sözünün verdiği rahatlığın kucağına bırakırdı. Anadolu baştanbaşa gelin ve kaynanaların bu türden mücadeleleriyle, edebiyatımız ise küçümsenmeyecek miktarda bu hikâyelerle doludur. Aile bireylerini yeni yıla ve evvel bahara sağ salim çıkarabilmiş kadınlar güngörmüş, tedbirli, gerçek karı olmuş kadın olarak görülürler ve anılırlardı. Bu halleriyle yeni yetme gelinlere ve gelin olacak kızlara örnek gösterilirlerdi. Yiyecek ve yakacak konusu ihtiyat hususunda Allah ile ilişkilerden sonra en başta geleniydi. Çalı çırpı, odun, tezek-kerme, kömür yazdan, o da olmazsa sonbaharda tedarik edilir, o tedarik edilince evin reisi olan erkek derin ve geniş bir nefes alırdı. Hayvanların yem ve yiyeceği ile un, yağ, şeker, makarna/erişte, salça, pekmez, sirke, turşu, tarhana, pastırma-sucuk, kavurma, kurutmalıklar, bakliyat, pirinç, bulgur, soğan, sarımsak, patates, kışlık ekmek yani yufka hayatın devamı için olmazsa olmazlardandı. Kadın dediğin bütün bunları yaz aylarından itibaren sırasına ve ehemmiyetine binaen tedarik ve muhafaza ederdi. Zaten kadın dediğin arpa ununu aş edendi. Erkek de ya bizzat tarlada, bağda, bahçede ve bostanda çalışarak ya da memursa ücretini tedarik ederek yiyeceklerin finansmanını temin ederdi. Yaşlılar ve çocuklar da bu tedarik ve muhafaza zincirinde mühim rol oynarlardı.

 

İhtiyat, askerlikte de devlet hazinesinde de mutlaka dikkate alınırdı. Askerliğini yapmış olsa bile erkekler belirli bir yaşa kadar yoklamalarına dikkat eder, askerlik şubesine giderek isbat-ı vücud ederlerdi. Askere giderken verilen harçlığı ya da askerdeyken gönderilen parayı terhisine kadar ihtiyatlı harcardı erkekler. Yatırım ve harcama kalemlerinin yanında devletin mutlaka ihtiyat akçesi bulunurdu. Devlet zora ve dara düştüğünde ihtiyati tedbirler alır, kanun ve kararnameler çıkarır, yeni olmak üzere geçici veya sürekli vergiler koyar, zor dönemleri atlatmaya çalışırdı. Ergenekon’dan Çıkış da, avarız akçesi de, Tekâlif-i Milliye kararları da bu ihtiyatın tarihteki akisleri olarak zikredilir durur.

 

Yusuf Suresi’ndeki yedi yıl bolluk ve ardından gelecek yedi yıl kıtlıkla ilgili kıssa, yine ölüm gelmeden önce hayatın, hastalık gelmeden önce sağlığın, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin kıymetinin bilinmesiyle ilgili hadis-i şerif dilden dile ağızdan ağza yaşlılar tarafından gençlere hitaben anlatılır, bu kıssa ve tavsiyelerin büyük bir titizlikle dikkate alınması umulurdu. Peygamberlerden, ehl-i beytten, sahabiden, krallar ve sultanlardan, evliyadan, arılardan, karıncalardan, Ağustos böceğinden, çeşme ve destilerden ve daha pek çok mahlûkat ve mevcudattan misallerle gençlerin ve çocukların ihtiyata ilişkin dünyaları inşa edilmeye çalışılırdı. Bu hikâye ve anlatımlara ne kadar da çok ihtiyacımız var şu sıralar. Sözlü iletişim hususunda yaşadığımız sıkıntı ve buhran, milletimizin ve bütün insanlığın imbikten geçirerek bugüne ulaştırdığı tecrübe ve kültürü genç nesillere aktarmamızın önündeki en büyük engel olarak duruyor. İnsanlığın bu birikimleri zaten başlı başına bir ihtiyat akçesi değil mi? Bu kültür ve tecrübeyi ihtiyaten bugün kullanmayıp da ne zaman kullanacağız Kıymetli Dostlar?

 

Selametle kalın inşallah…

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
ŞevketÖzsoy  -  28-09-2020 - 08:24
Kaleminize sağlık hocam, her satırını istifade ederek okudum. Teşekkür ederim. Özellikle ihtiyat akçesinin ne kadar hayati bir konu olduğunu günümüzde daha iyi anlıyoruz.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Erol Serkan Kılıç
Şevket ÖZSOY
Meliha Kartal
Nesrin Bulat
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  28 Ekim 2020 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net