20 Ekim 2020 Salı
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
YAHŞİHAN’DA HER BİNAYA BİR SALINCAK
YAHŞİHAN’DA HER BİNAYA BİR SALINCAK
Kaçakçılık ve Narkotikten Operasyon
Kaçakçılık ve Narkotikten Operasyon
ÖRNEK MUHTAR
ÖRNEK MUHTAR
Hasan Basri Kara İstifa Etti
Hasan Basri Kara İstifa Etti
  YAZARLARIMIZ
SİZ HAİN’ misiniz? (145.)
30 Eylül 2020 Çarşamba Bu yazı 2430 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

        Yıllardan beri hep yazar – söyler dururuz! Yediği ekmeğe ihanet edene ekmek verilmez ya da yediği ekmeği hak edenin elinden ekmeği alınmaz diye!

        Bu türküyü çağırmaktan dilimizde tüy bitti, nefesimiz tükendi. Ama konuları itibariyle işin başındakilerin kılı bile kıpırdamıyor nedense!

        Şöyle bir atmışlı yıllara geri giderek oradan günümüze doğru bir seyahat edecek olursak eğer, özetle göreceklerimiz hiçte iç açıcı olmasa gerek!

        O tarihlerden öncesinde, siyasi yapılanmanın gereği olarak işyerlerine girişlerde birinci derecede sanatı - tahsili – diploması – liyakati aranır ve bunun yanında da, hele birde ‘’Hâmili kart yakinimdir!’’ yazılı referansın varsa, işin oldu – bitti demekti!

        Hiçbir vasıf ve kariyere sahip değilsen bile, eğer ’’Kart Sahibiysen’’ yine işin oldu demekti! Çünkü kart sahipliği başlı başına bir ayrıcalıktı!

        İşte bu sürece o tarihlerde yeni yeni kurulmaya başlanılan sendikalar eklendi. Onlar da bu sistemde, bulundukları işyerlerinde, kendi hâkimiyetlerini tesis edebilmek için, tıpkı siyasilerin taktiklerini izlemeye yönelip, kadrolaşarak güçlenme cihetine gittiler.

        Bilhassa Kamu Kurumları dediğimiz ‘’KİT’’ İktisadi Devlet Teşekküllerinde (ki bugün için özelleştirme adı altında tamamının kökünü kurutup kapısına kilidi vurdular!), bu ikisi arasındaki sendikacı – siyasetçi üstü örtülü çekişmesinin günümüzde geldiği yer gözler önünde!!!

        Zamanının sendika ağalarının yandaşı yahut ta siyasilerinin yalakası olarak iş yerlerinde, istediği ve dilediği gibi at oynatan nicelerini, bugün yaşı ellinin üstünde olanların hatırlamaması mümkün değildir!

        Bugün için geldiğimiz noktada o günlerin şaşaalı sendikacılığından sadece hatıralar kaldı! Öyle ki şu günlerde işçi – emekçinin bir ömür boyu hizmet ve emeği olan ‘’Kıdem Tazminatı’’ na bile göz dikilir hâle gelindi!

        Bilhassa son yirmi yılda gerçekleştirilenlerin sonucu, özelleştirmelerle tamamen baypas edilen sendikalar ve sendikacıların hiçbir esprisi kalmadı!

        Geçmişte sadece işçilere has olan sendika kurma hakkı, devam eden son yirmi yıllık süreçte memurlara da tanınınca, bu defa da ortaya yandaş – gardaş muhabbeti çıkarılarak onlarda bölünmek suretiyle işlevsiz hâle getirildiler! 

        Denilebilir ki özelleştirilmedik hiçbir KİT ve Resmî Kurum kalmadı! Buralardaki istihdamın yürütülmesi ise, sözde KİK (Kamu İhale Kanunu) hükümlerine göre uygulanmakta!!

        İlgili işyerinin ihalesi verilen yahut alan şahıs, o kurumdan sorumlu siyasinin vereceği isim listesindeki şahısları alıp, o işyerindeki yükümlülüklerini yerine getirmekle mükelleftir! Bunun aksine bir uygulamaya hak sahibi ve yetkili değildir! Aksi halde başına ne çorap örüleceğini iyi bilir! Velev ki bilemez yada takmazsa, onun sözleşmesini fesheder ipini anında keserler!!!

        Bu şekilde kontru garantiyle işe gireni çalıştırmak ve iş yaptırmak (yaptırabilirse tabii!) o iş yerinin yetkilisi olan garibim amire – müdüre kalmakta!

        Garibim diyorum çünkü iki ara bir derede olan idareci yahut yöneticidir. Sorumluluğu altında işletmedeki işlerin yürütülmesinden sorumludur. İlgili işi yürütmekle mükellef olan çalışan kişidir! İdarecinin karşısındaki müşteridir. Çalışanın arkasındaki ise siyasisidir!

        Müşteri her zaman ve daima haklıdır! Çünkü ticaretin kuralıdır. Çalışan o işin yürütülmesiyle sorumludur. Ama yapması gerekeni layıkıyla yerine getirmediği zaman işi aksayan müşterinin muhatabı oranın idarecisidir! Onun muhatabıysa mahiyetindeki çalışanıdır!

        Bu kadar tafsilattan sonra gelelim konumuza! Malum olduğu üzere Koronavirüs sebebiyle kargoyla sevkiyat işi zirve yapmış durumda. Bu konuda da sektörde bir resmi devlet kurumu var. Birde özel kuruluş kargo firmaları.  

        Özelleştirildikten sonra ihaleyle peşkeş çekilen hangi kuruma baksan, bünyesinde çalışan piyasadaki tanımıyla ‘’Mütayit İşcisi’’ nden dertli olmayan yahut şikayet etmeyen işletme ve idareci yok!!!

        Adamlar sanki çalışan değil de adeta orada patronlar! Süpür denir süpürmezler! Sil ve temizle denir yapmazlar! Getir dersin getirmezler! Götür dersin götürmezler! Velhasıl idarecinin canını burnuna getirirler!

        Piyasada özel kargo firmalarıyla devlet kurumu rekabet etmek zorunda. Bahis mevzuu üretici firma, bir yıl önce devlet kurumuyla anlaşarak, sekiz birimden ürünlerini taşıtıyor. Bu işlemin gerçekleşmesinde ise üreticinin elemanları, fabrikadan ambalajları kendileri alıyor ve ilgili kurumun şubesine götürüyor! Oradaki her türlü işlemi kendileri yapıyor, gerekirse sevkiyatın yüklemesine dahi yardım (daha doğrusu çaresizlikten!) etmek zorunda kalıyorlar!

        İlgili resmi kurum bu senenin sözleşme yenilemesi için, yani firma malını kendi üretim mahallinden kendisi taşıyıcının işletmesine götürmek üzere, açıkçası işi kabul etmemek amacıyla, on altı birim teklif veriyor! Yani biranda yüzde yüz zamlı bir fiyat!!!

        Bu üretici firmanın kargo potansiyeli, ilgili resmi kurumum şehirdeki toplam kapasitesinin de üstünde olan bir müşteri konumunda bulunuyor!

        Aynı iş için özel firma geçen sene de bu senede on iki birim teklifle geliyor! Üstelikte malları kendileri üretim mahallinden teslim almak kaydıyla ve tüm işlemleri kendi personelleri marifetiyle yapmak üzere! Çünkü burada da iş potansiyelinin boyutu, ilgili kargo firmanın mevcut şehirdeki toplam iş gücünün kat be kat fevkinde bulunuyor.

        Bu mevzuların bir sohbet ortamında geçtiği yerde, konular hakkında yeterli bilgi sahibi bir yurttaş, daha öncede bildiği meseleyi gayet güzel çözerek durumu izah ediyor!

        Resmi taşıyıcı firmada çalışanların her biri bir siyasiye sırtını dayamış! Çalışmıyorlar ve ne yazık ki çalıştırılamıyorlar da!! Şikâyetçi şayet çok uğraşır ve ilgili birimin en yetkilisine kadar ulaşırsa, bu defa şikâyet edilenin arkasındaki, artık İl Başkanından tutunda çıkın yukarıya, var ise hepsi tavassut için giriyor sıraya!   

        Hal böyle olunca da bırakın piyasadaki özel firmalarla rekabet etmeyi, taşımamak yani daha doğrusu çalışmamak için fiyatı, mecburen yüksek tutmayı tercih ediyorlar! Dolayısıyla da zaman itibariyle kâr etsinler diye özelleştirdikleri kurumlara, çalışmak amacıyla yerleştirdikleri!

        Buradaki çok bilinmeyenli denklenin temelindeki faktörler; Fiyat rekabetinden dolayı üreticiyi zarara uğratarak, sevkiyatını sabote etmek mi? Bu şekilde şişirilmiş fiyatlarla müşteriyi özel firma taşımacılarına yönlendirmek mi? Böyle davranmakla ilgili resmi kurumun yönetimini zora sokup idarecilerinin sicillerinin bozulmasının sağlanması mı?

        Velhasıl ortada bir açmaz var! Var da bunun esasında ana kaynağı kim, nerede ve neden!!! Yazımızın en başından beri çok değişik şekilleriyle anlatageldiğimiz noktaya geliyoruz şimdi! Tüm benzer bu uygulamalarda bir HAİNLİK yoksa şayet, o zaman bunun adını bilen beri gelsin ve söylesin de bizde bilelim!!!!! 

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
İSMİ MAHFUZ BİR OKUYUCU   -  15-10-2020 - 16:56
Oktay abi bu işler evvelden beri böyle, şimdi iş iyice çığırından çıktı. \"İyi adam olacağına, iyi bir adamın olsun\" sözü boşa söylenmemiş. İşe girinceye kadar kırk kıç yalarlar, girdikten sonra, hele bir de arkasını siyasetçiye dayamışsa çalışmazlar. Bir hikâye anlatayım: Bir yerde çok güçlü bir boğa varmış. Çevre illerden bile çiftleştirmek için ineklerini oraya getirirlermiş. Boğa devamlı çalışırmış. Birgün yetkililer bu boğayı Devlet Üretme Çiftliğine almaya karar vermişler ve almışlar. Bir süre sonra boğa iş yapmaz olmuş, hastamı diye veteriner muayene etmiş, her şey sağlam, sağlıklı çıkmış. Durumu boğanın önceki sahibine bildirmişler. Adam gelmiş (hikâye bu ya, adam boğanın dilinden anlıyormuş), boğaya niye böyle olduğunu sorunca, boğa \"beğim, ben artık devlet memuru oldum\" demiş. Toplumun ahlâk yapısı devamlı bozuluyor, gün geçtikçe de daha kötü oluyor. Biraz da hükümetlerin suçu var. Devlete karşı malı yükümlülüklerini yerine getirenler, hep enayi durumuna düşüyor. Borcunu ödemeyenler, bir süre sonra affa uğruyor, namuslu vatandaş \"ben enayi miyim?\" diye düşünmeye başlıyor! Çalışma konusunda da aynı şeyler geçerli.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Dursun Kuzucu
Hakan Öztürk
Şevket ÖZSOY
Başar Özdemir
Ahmet Kankal
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  20 Ekim 2020 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net