25 Kasım 2020 Çarşamba
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Dezenfekte Çalışmaları Aralıksız Devam Ediyor
Dezenfekte Çalışmaları Aralıksız Devam Ediyor
41 Ayrı Suçtan Kaydı Bulunan Zanlı Tutuklandı
41 Ayrı Suçtan Kaydı Bulunan Zanlı Tutuklandı
Varolsun Ülkü Ocakları
Varolsun Ülkü Ocakları
Öktem Virüse Yenildi
Öktem Virüse Yenildi
  YAZARLARIMIZ
KURBAN OLURUM
20 Ekim 2020 Salı Bu yazı 5055 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bugüne kadar ne çektiysek sabit kafalıların yüzünden çektik

Aslı olan cehalet fakat kimse cahilliğini bilmiyor. Hatta yarım aklıyla taşa bile akıl verip, her lafa karışıp bir şeyler söylemesi var ya bilen, irdeleyen, mukayese yapıp, kıyaslayan insanları yoldan çıkarıp saçlarını başlarını yolmalarına neden oluyorlar.

Bugün de bu insanlar var mı?

Elbette var.

Hem de çoğalarak birilerine biat edip kendi kafalarını kullanmayarak başkalarına kullandıranlar maalesef çoğalıyorlar.

Küçüklüğümü hatırlıyorum.

Arabalar yeni çıkmaya başlamıştı.

Ne de çok ‘’Gâvur icadı’’ diyenler vardı.

‘’Gâvurun yaptığına binilir mi’’ dendiğinde bu sözlere karşı olanları da nasılda aforoz ediliyordu.

Sonra meclise son model arabalarla geldiklerinde’’ Niçin deveyle değil de gavurun yaptığı son model arabalarla geliyorlar’’ denmişti.

Son zamanlarda televizyon denen bir alet çıkıp evlerde seyredileceği söylenince ‘’Böyle şey olur mu, bir başka yerdeki resimler evin içinde veya başka yerlerde görülür mü’’ diye konuşmalar başlamıştı.

Tabi bunlar ülkemize gelmeden itiraz edip ‘’Olmaz’’ diyenler, ülkemize gelip kullanılmaya başladıktan sonra ise ‘’Bütün bu yapılanları Kuran’dan aldılar ‘’diye de üste çıkmaya çalışıyorlardı.

1969 yılıydı Ankara Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nda, Cadde iki taraflı insanlarla dolmuş bir alışveriş merkezinin vitrinine bakıyorlardı. Paket yayın yapan televizyonu açmışlar insanlar büyük kalabalıklar oluşturarak seyrediyorlardı.

Televizyonu ben de ilk olarak görüyordum. Bayan bir sanatçı ‘’Dağlar Kızı Reyhan’’ türküsünü söylüyordu.

Orada bulunanlardan bazıları yeni gelen televizyona gözlerinin içi gülerek, hayretle, sevinçle bakarken, birçoğu da homurdanarak ‘’Görüyorsunuz arkadaşalar bir bayan milletin içinde ulu orta türkü söyler mi? Göreceksiniz komünistlikte yakında gelecektir. Milleti doğrudan doğruya dini imanıyla oynuyorlar’’ diye mırıldanıyorlardı.

Tüm bunları düşünürken Atatürk’ün din işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırmasındaki doğruluğu daha iyi anlayıp, daha iyi kavramıştım.

Yaklaşık yedi yüz yıl hüküm süren büyük cihan İmparatorluğu saçma sapan nedenlerden dolayı dünyadaki gelişmeleri ülkemize yıllar, hatta asırlar sonra getirmiştir.

Eğer bazı sabit kafalar olmayıp ta matbaa ülkemize iki yüz yıl erken gelseydi, icatların olması için ülkemizde zamanında ortamlar hazırlanıp yenilikleri bizler yapsaydık, savaşta da, barış ta da diğer ülkelere her zaman üstün olurduk. Koca bir imparatorluk yokluk, kıtlık içerisinde sona ermezdi.

Hem dinimizi daha iyi yaşar, hem de ülkemiz ve milletimiz daha ilerde olurdu.

Geçen gün bir cenaze taziyesinde profesör olmuş, hala önemli bir üniversitede hoca olan bir akademisyen konuşma arasında ‘’Said’i Nursu’nun kitaplarını okumak gerekir. O çok büyük bir alimdir ’’ diye uzun uzun Said’i Nursu’yu anlatması gerçekten çok üzücüydü. Kendisi önemli bir üniversitemizde profesör olan bu kişi yol olması, yol göstermesi gerekirken acaba Said’i Nursi bu profesöre hangi yolu gösterecekti.

Allah’ım akıl fikir versin.

Aklımızı başımızdan almasın.

Kendimiz olmayı, kendimiz gibi düşünmeyi, kendimiz gibi yaşamayı, kendi beynimizi kendimizin kullanmasını nasip eylesin.

Rahmetli İsmail Dayım (PEHLİVAN) derdi ki ‘’Aklı benden daha iyi çalışıp insanlara yön verip aklını kullananlara, KURBAN OLURUM. Aklı olmayıp başkalarının kafalarıyla hareket edip aklını fikrini kullanmayanların da hepsi bana kurban olsun’’ derdi.

Dayı ne demek istiyorsun dediğimde ise:

‘’Yiyenim aklı olanlar o kadar az ki, ben o azlara kurban oluyorum. Aklı olmayanlarda o kadar çok ki o çoklarda bana kurban olsun. Keşke akıllılar çok olsa da ben hepsine bin kere kurban olsam’’ derdi.   

Şimdi burada verdiğim iki örnekten birisi ilkokul mezunu bile olmayan İsmail Dayı’nın her türlü bilgiye açık kafası ve beyniyle hareket ettiği halde, profesör olmuş birinin Said’i Nursu’nun kafasıyla hareket etmesi, eğitimin kalitesinin ne denli önemli olduğunu anlatmaktadır.

Her konuda bize yol gösteren Ulu Önderimiz bu konuyla ilgili yıllar önce ne güzel söylemiş:

‘’Biz cahil dediğimiz zaman mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettigimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir’’ demiştir.

 

 

Bu sözden de anlaşılacağı üzere çağdaş ve bilimsel bir eğitim almadıysan, bazı eğitimler insanları daha da karanlığa götüreceği unutulmamalıdır.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kırlangıçoğlu Oktay
Nesrin Bulat
Erol Serkan Kılıç
İsmail Dursun Kuzucu
Şevket ÖZSOY
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  25 Kasım 2020 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net