25 Kasım 2020 Çarşamba
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Dezenfekte Çalışmaları Aralıksız Devam Ediyor
Dezenfekte Çalışmaları Aralıksız Devam Ediyor
41 Ayrı Suçtan Kaydı Bulunan Zanlı Tutuklandı
41 Ayrı Suçtan Kaydı Bulunan Zanlı Tutuklandı
Varolsun Ülkü Ocakları
Varolsun Ülkü Ocakları
Öktem Virüse Yenildi
Öktem Virüse Yenildi
  YAZARLARIMIZ
HASTALIKLI GÜNLER
23 Ekim 2020 Cuma Bu yazı 2752 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Günlerin hastalıklısı, uğurlusu uğursuzu, çürüğü çarığı olur mu demeyin kıymetli dostlar, maksadım bu konular üzerinde durmak değil, ancak başlık ister istemez böyle bir açıklama yapmayı da zaruri kılıyor. Salı sallanır, Çarşamba çarşafa dolanır, Perşembe perişanlıktır, Cuma mübarek gündür… tekerlemesini hatırlarsınız. Güneyde yer alan ve denize kıyısı bulunan vilayetlerimizde yaz ayları çürük aylar olarak adlandırılır ve bu aylarda veya günlerde yaylaya çıkılması tavsiye olunur. Kişilerin kendilerine göre uğurlu günleri vardır; savaşa giderken sultanlar müneccimbaşılarına hangi günün uğurlu olacağını, kadınlar hangi günde hamile kalmanın ya da doğum yapmanın uğur getireceğini öğrenmek isterlerdi. Güneşin ve ayın hareketlerine göre mana çıkarırdı insanlar. Azerbaycan Türkü bir hocadan duymuştum aşağıdaki sözü:

“Akşam güneşi kızarırsa seher gününü hoş gör,

Sabah güneşi kızarırsa akşam g.tünü yaş gör.” Epey dikkat ettim, bu anlayış hep doğru çıktı.

Maksadım günlerin hastalıklı olup olmaması değil elbette, meramım hastalıkla geçen günler. Bir önceki yazımın son kısmında açıkladığım üzere karantinada kaldığımız süre on günü geçti, hamdolsun hayattayız ve sağlıklıyız. Birkaç noktadan hastalıkla geçen günleri, hastalığın seyrini, düşündüklerimi, yaptıklarımı ve öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Öncelikle Allah’a hamd u senalar olsun ki, düşündüğümüz gibi çok ağır geçmedi ve koku kaybı dışında şimdilik bir hasar bırakmadı.

Aynı anda ailecek pozitif olmamızın ne büyük bir nimet olduğunu yaşayarak öğrendik, çünkü birbirimize bulaştıracağımız korkusunu hiç yaşamadık, ev içinde farklı odalarda karantina uygulamak zorunda kalmadık. Bunu küçümsememek lazım, zira korku ve endişe insanın psikolojisini altüst eder.

Bir işimizin olması, düzenli bir gelirimizin olması, sağlık çalışanlarının kapımıza kadar gelmiş olmaları ve ilaç getirmeleri, hatta sağlık aracında oğlumuza test yapmaları, her gün telefonla takip etmeleri gerçekten büyük nimet; huzur, güven ve mutluluk veriyor. Salgın döneminde internet üzerinden alış-veriş konusu da ayrı bir rahatlık ve avantaj oluşturuyor. Gurbette olmayışımız, kendi memleketimizde ve evimizde oluşumuz ise tamamen bahtiyarlık.

Kapımızı çalanların, yemek taşıyanların, istediklerimizi alıp getirenlerin, işlerimizi takip edenlerin, telefon açanların, mesaj yazanların, dua edenlerin ve dua zinciri oluşturanların, merak edenlerin ve moral verenlerin, yiyip içmemiz ve dikkat etmemiz gereken hususlarda tavsiyede bulunanların, park yerindeki arabalarımıza bir şey olmuş mu olmamış mı diye bakmaya gelenin, Diyarbakır ve Antalya’dan kargo ile yöresel ürünler gönderenlerin, değer verenlerin ve verdiklerini gösterenlerin bulunması ne büyük bir yardımlaşma örneği ve ne büyük bir mutluluk kaynağı, Allah razı olsun cümlesinden. Allah Teâlâ hepsini ve cümlenizi korusun, sağlıklı, huzurlu ve hayırlı ömürler versin inşallah. Akrabalık, komşuluk, arkadaşlık, dostluk ve hoca-öğrenci ilişkileri açısından çok şeyler öğrendim bu dönemde. Psikolojik bakımdan müthiş bir ilaç oldu.

Hastalık her birimizde farklı şekilde tezahür etti, ancak ortak noktası bel ve sırt ağrısıydı. Herhalde akciğerle olan ilişkisinden kaynaklanıyor bu ağrı. Bu anlamda bel ve sırt ağrısı başlamışsa dikkatli olun dostlar. Ateş bende hiç olmadı mesela, ancak kızım ve eşimde hem ateş, hem üşüme hem de terleme oldu birkaç gün. Eşim ve bende bir kez böbrek ağrısı oldu, ancak hekim olan kızımız bunun böbrek ağrısı değil kas ağrısı olduğunu söyledi. Fazla sıcak olmayan ılık su torbası iyi geldi böbrek tarafındaki ağrımıza. Ortak noktalardan bir diğeri eklem yerlerinde oluşan ağrı ve sızı ile özellikle dizlerimizin iki yanında oluşan kas ağrılarıydı. Sanki uzuvlarınızı iki taraftan çekiyorlarmış da eklem yerinden kopacakmış gibi bir ağrı hissediyorsunuz. Kemiklerinize kılıçla vuruluyormuş gibi acı çekiyorsunuz. Baş ağrısı, şakaklarda ve göz çukurlarında oluşan ağrılar, boynun kafayı ve omurların vücudu taşıyamaması başka bir sıkıntı. Yatarak dinlenmek iyi geliyor ancak bu defa da sırt ağrısı rahatsız ediyor sizi. Yatmak rahatsız eder miymiş insanı diye tuhaf tuhaf bakıyor ve garipsiyorsunuz. Burun tıkanıklığı, nezle grip benzeri hapşırma, gözlerde sulanma, burun akıntısı başka bir aşama; ışıktan rahatsız oluyor perdeleri açmak istemiyorsunuz. Göğüs kısmındaki ağrıyı da unutmamak lazım, özellikle de bende stendin olduğu hat üzerinde soğuk bir yanma çeşidi oldu. Kalp kaslarını etkilediği ve kalp krizine sebep olduğu yolunda açıklamalar var ve doğrusu bu bilgi beni hafif de olsa endişelendirdi. İshal, bulantı ve kusma olmadı mesela, ancak başkalarında bunlar da görülüyormuş. Tat ve koku kaybı yaşanıyor; bu bazılarında kısa bazılarında da bende olduğu gibi uzun süreli olabiliyor. Herhalde on günü buldu koku almayalı. Kokuları hissetmemek bazı hallerde iyi görülebilir, ancak yediklerinizin tadını alamıyorsunuz, tabiri caizse mala davara saman dökülmüş gibi bir hisse kapılıyorsunuz.

Hastalığın ilk günleri bayağı ağrılı ve sızılı oluyor, fazla su içiyorsunuz, vücudunuz içmeye zorluyor sizi. Fakat günler ilerledikçe ve ağrı sızılarınız azaldıkça su içmeniz de azalıyor. Balkonunuzda güneşlenmeniz hem biyolojik hem de psikolojik açıdan iyi geliyor.

Kemikli et haşlaması ve kemik suyuna çorba protein açısından hem gerekli hem de hastalığa iyi geliyor. Sabahları aç karnına iki yemek kaşığı üzüm ya da dut pekmezine sıkılmış bir limonun suyunu karıştırarak içmek adeta serum etkisi yapıyor ve demir ile C vitamini alıyorsunuz. Boğazınızı ve burnunuzu tuzlu ve sirkeli su ile gargara yapmak ve temizlemek solunumunuz ve sinüslerinizin rahatlaması için vazgeçilmez. Doğal yoldan aldığınız C vitamini yanında C, D vitamini ve Çinko içeren suda eriyen tablet içmeniz de ayrıca faydalı. Yine sabahları aç karnına bıçağın metal kısmıyla ezilmiş ve beş-on dakika beklemiş sarımsağı yutmanız, maydanoz ve roka gibi yeşil bitkiler yemeniz bağışıklık sisteminizi kuvvetlendiriyor. Gece yatmadan önce suda beklettiğiniz ceviz içinin suyunu içip cevizini yemeniz rahat bir uyku uyumanızı sağlıyor. Bunu sabah aç karnına da yapabilirsiniz, keyfinize kalmış. 5-6 tane badem içi, günde bir muz potasyum takviyesi için faydalı oluyor. Mandalina ve nar hastalık döneminde mutlaka yenmesi gereken meyveler arasında yer alıyor. Akşamları zencefil, zerdeçal, kuşburnu, ıhlamur gibi bitki çayları limonla birlikte hoş oluyor, göğsünüz rahatlıyor, solunum yollarınız açılıyor. Zeytin yaprağı ve kantaron çayı ile sumak suyunun bu hastalığa iyi geldiği söyleniyor.

Evde karantina uygulaması, sonuçta özgürlüğünüzün muvakkaten de olsa kısıtlanması manasına geliyor. Bu dönemde aranmak ve sorulmak insana büyük bir mutluluk veriyor. Artık biz sona geldiğimiz için rahatça yazabilirim, tanıdıklarınızın kargo ile bir şeyler göndermesi sizi o kadar mutlu ediyor ki, adeta abdal uşağı gibi seviniyorsunuz. Dilenciler olsun, bayramlarda çocuklar olsun, düğünlerde davul ve zurnacılar olsun para verildiğinde nasıl seviniyorlarsa hasta da, karantinada kalan kimse de en az onlar kadar seviniyor. Bundan şu sonucu çıkardım ki, hasta olan kişinin bir şey istemesini beklemeden mandalina, nar, muz, elma, su, ekmek, yumurta, süt, yeşillik nevinden bir şeyler alıp gidip kapısını çalmak ve kapısına asmak çok iyi olacaktır. Başka şehirde yaşıyorsanız kargo ile bir şeyler göndermeniz karşı tarafı öyle mutlu edecektir ki, izah edemem. Hastalık dönemlerinde insanı mutlu etmek o kadar kolay ve o kadar ucuz ki, belki sair dönemler için öyle olmayabilir. Sık sık telefon açmak ve bir şeyler ikram etmek veya göndermek böyle dönemler için alışkanlığımız olsun. Hastanın duasını almak ve en önemlisi de Rezzak olanın hoşnutluğunu kazanmak kadar kârlı ne olabilir ki?

Son olarak şu hususu da söyleyip bitireceğim. Öncelikle iki hafta evde kalacağınızı öğrendiğinizde, bu kadar zaman içinde pek çok şey yapabilirim diye düşünebilirsiniz veya tam tersi, bu kadar süre nasıl geçer diye hayıflanabilirsiniz. Kimileri çok kitap ve roman okuyacağını, bolca film seyredebileceğini; kimisi kaza namazları kılacağını ve çokça Kur’ân-ı Kerim okuyacağını, kimisi bol bol yatıp dinleneceğini, kimileri de yazılmamış yazılarını yazıp bitireceğini düşünebilir. Hiç öyle zannettiğiniz gibi olmuyor kıymetli dostlar. Gün içeridekine de dışarıdakine de 24 saat ve uzamıyor, hatta hastalıktan ötürü yatana gün daha kısa geliyor. Ne ibadetlerinizi ne okumalarınızı ne de yazmanızı arttırabilirsiniz. Yatmaktan usanırsınız ve yatak size batmaya başlar. Demem o ki, daha önce alışkanlık haline getirmediğiniz hiçbir şeyi iki hafta sürede arttıramazsınız. Bunu yapabilmeniz için eskilerin deyimiyle en az kırk gün aynı istikamet üzere gitmeniz ve alışkanlık haline getirmeniz şart. Tiffany Kuramı anlayışında olduğu gibi ne olmak istiyorsanız önceden o olmak istediğiniz gibi yaşamaya başlamanız gerekiyor. Yani yapacağınız şeyleri ertelemeyin, az da olsa yapın ve alışkanlık haline getirin ki sonradan zorlanmayasınız. İleride okurum, kılarım, yazarım, yatarım, dinlenirim, yerim, içerim, hareket eder spor yaparım diye düşünmeyin, belki ilerisi yok, ilerisi olsa bile belki yapamayacaksınız. O halde başlamaya çalışmaktansa çalışmaya başlamak her zaman doğru ve iyidir.

Bir de bedenimizi, gönlümüzü ve zihnimizi temiz tutarsak ola ki emr-i Hakk vaki olursa kazançlı çıkarız. Hastalanmamak için tedbirimizi almamız, yine de hastalanmışsak dermanını aramamız, sabretmemiz, dua ve istiğfar etmemiz, âcizler ve fakirler ile yersiz yurtsuzları düşünmemiz iyi; hediyeleşmemiz ve sadaka vermemiz ise daha güzel olacaktır.

Allah Teâlâ hepinizi, hepimizi korusun inşallah. Selametle kalın Kıymetli Dostlar.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Nesrin Bulat
Erol Serkan Kılıç
İsmail Dursun Kuzucu
Şevket ÖZSOY
Hakan Öztürk
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  24 Kasım 2020 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net