22 Nisan 2021 Perşembe
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Kırıkkale'de Çiftçiler Zor Günler Geçiriyor
Kırıkkale'de Çiftçiler Zor Günler Geçiriyor
Soylu ve Eşinden Sessiz Sedasız Kırıkkale Ziyareti
Soylu ve Eşinden Sessiz Sedasız Kırıkkale Ziyareti
Genç Partide Yeni Dönem
Genç Partide Yeni Dönem
Şimşekler Bursa'da Mağlup 1-0
Şimşekler Bursa'da Mağlup 1-0
  YAZARLARIMIZ
HALİL PAŞA (HALİL RÜŞTÜ) (Bir Kurtuluş Savaşı Hikâyesi)
02 Aralık 2020 Çarşamba Bu yazı 11119 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Özellikle Kırıkkale İl’inin Keskin İlçesi geçmişte Kurtuluş Savaşına verdiği büyük destekle anılır. Keskin eşrafının bu destekleri anlatılır fakat kimlerin önderliğinde örgütlendiğini pek söylemezler. Elbette bu konuda hikâyesi duyulmamış birçok kişi ve aileler vardır. İşte bu anlatacağım hiç yazılmamış, hiç gündeme gelmemiş, hiç duyulmamış Halil Paşa’nın (Halil Rüştü) ta 1853’te başlayıp günümüze kadar gelen, gerçek bir yaşamın hikâyesidir.

1853 doğumlu olan Osman dedem Osmanlı’da albay olarak emekli olunca, kendi köyü olan Keskin’in Karaağaç Köyüne yerleşir. Kurtuluş Savaşı’nın Keskin ve çevresinde örgütlenmesine büyük katkı sağlar. Sık sık Ankara’ya Atatürk’ün programlarına, özellikle Atatürk’ün Ankara’ya geliş kutlamalarına katılır ve 27 Aralık’ta Kepekli Boğazı’na atı ile eski paşaları olarak karşılamaya gidermiş.

Kendisine “Koskoca Paşasınız niye köye yerleşiyorsun’’ dediklerinde ise “Köyüm fakir akrabalarımın büyük bir kısmı yokluk için de, ben şehirde nasıl rahat edeyim’’ diyerek cevap verirmiş.

O zamanlarda ülkemiz savaşlardan yeni çıktığından köydeki dul ve yetimlere yardım ettiği, her hafta kurbanlar keserek köylüye yemek verdiği, büyüklerimiz tarafında anlatılırdı.

Köyümüz Karaağaç ilçe merkezi Keskin’e en uzak köylerden biridir.

Osman dedemin iki eşinden yedi oğlu: Mehmet, Mahmut, Süleyman, Halil, İdris, Kemalettin ve babam Hüsnü Yusuf ile kızı Seher halam vardı.

En büyüğü 1880 Edirne doğumlu olan Mehmet amcam kaybolur. Osman dedem 27 Aralıkta Ankara Kepekli Boğazı’nda eski paşalar olarak Atatürk’ü karşılamaya giderken Keskin’den maaşını alır, maaş cüzdanı ile biraz parayı Mehmet amcama verir, kendisi Ankara’ya atı ile hareket eder. Mehmet amcam köye giderken maaş cüzdanını ve parayı uğradığı köylerde ya çaldırır ya da kaybedince ebem ona kızar, oda evi terk eder.

Gidiş o gidiş… Mehmet amcamı çok ararlar fakat bir türlü bulamazlar.

Not: Sonra da Balışeyh İzzettin Köyündeki soyadı Karaağaç olan kişilerin Mehmet amcamla ilgilerinin olabileceğini duydum. Onun da araştırmasını yapacağım.

Mahmut amcam 27 yaşında Sarıkamış’ta donarak Binbaşı rütbesinde şehit olan askerlerimizdendir.

Nasıl şehit olduğunu sorduğumuzda Babam: “Oğlum, Mahmut amcanız Kazım Karabekir’in yanında binbaşı rütbesinde iken cephede nereden geldiği belli olmayan bir mermi tarafından şehit oldu’’ derdi.

On yıl öncesine kadar doksan bin askerin donarak öldüğünü kamuoyundan saklamışlardı. Sonradan ilçelerimize gelen şehitlerimiz kitabında Mahmut amcamızın da donarak Binbaşı rütbesinde şehit olan Sarıkamış Şehitlerimizin arasında adı geçiyordu. Bu da il ve ilçelerimizde bulunan “Şehitlerimiz Kitabı”nda’’ araştırılabilir. Onun da benim küçüklüğümde adı vurulu Mahmut Emminin evinde resmi kıyafetli bir resmi vardı fakat tüm aramalara rağmen bulunamadı.

1891 doğumlu Süleyman amcam Kaman, Mucur ve Hacıbektaş’ta nahiye müdürlüğü ve kaymakamlık yapmıştır. Bugün o ilçelerin arşivlerine bakarak doğruluğu öğrenilebilir. Ben kendisini göremedim fakat eşi Zariye bibiyle rahmetli Süleyman amcayı çok konuşmuştuk.

1899 doğumlu Seher halam o zamanlar sağ olduğu hâlde hiç görüşme fırsatımız olmamıştı. Oğlu Atıl Ekemen, o zamanların en büyük holdingi Bayındır Holding’in yönetim kurulu başkanıydı. Kendisiyle tanışayım diye gittiğimde “Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le ABD ye gitti’’ dediklerinde bende dayının oğluyum diye Bayındır Hastanesindeki odasına not bırakmıştım. Beni daha sonra aramadı diye küsmüştüm. Yani anlayacağınız “Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış.” Atıl Ekemen’in bugün Ankara’da yaşadığını sosyal medyadan öğreniyorum. Hâlâ görüşmek nasip olmadı.

İdris amcam Ankara çıkışlı tüm karayollarını Vehbi Koç’la beraber yapmışlardı. Keskin ve Kaman çevresinden o zamanlar yanında çalışmayan kalmamıştır. Bir keresinde Keskinin Y. Olunlu köyünde öğretmenken, at arabasıyla köye gelen Kamanlı olduğunu söyleyen bir çerçi Karaağaç Köyünden ve soyadımızın Kuzucu olduğunu öğrenince “Hocam İdris amcayın yanında çok çalışıp, çok yol yaptık. Yanında binlerce insan çalışırdı. Köyümüzde parası biten, haslığı kalmayan herkes İdris efendinin yanına gider çalışıp gelirdi.’’ diyerek uzun uzun İdris amcamı anlatmıştı.

Dedem Osmanlı’da subay olduğu için amcalarım ve halalarım da yurdun çeşitli illerinde doğmuş ve evlilikler yapmışlardır.

O zamanlar ulaşım, haberleşme çok zor ve kıt olduğu için ailenin bireyleri aradan geçen zaman içinde birbirilerini biraz ihmâl etmiş, biraz unutmuşlar. Çok yakın akraba olan kardeşler, kardeş çocukları ya birbirlerini hiç görmemişler ya da kısıtlı haberleşme ve kısıtlı ulaşım yüzünden çok az görmüşlerdir. Gerçekten bundan on beş yıl önce yakın köyler ve şehirler gurbet sayılırdı.

Halil amcamın Makedonya’da Askeri Rüştiyeyi Atatürk’le berber aynı sınıfta aynı masada okuduklarını aile büyüğümüz Hacı dayı sık sık anlatırdı. Özellikle geçmişe çok büyük merak sardığımdan da hep sorar anlatmasını isterdim.                

 

 

 

Hacı dayım “Ah yeğenim ah’’ dedi. “Halil amcam çok büyük bir paşaydı. O zamanlar soyadı olmadığından Halil amcana Halil Rüştü Paşa derlerdi. Atatürk’le beraber aynı okulda aynı sıralarda okudular. İkisi çok iyi arkadaşlardı. Çok iyi anlaşırlardı. Beraber İttihat ve Terakki Cemiyetini kurdular. İttihat ve Terakkiyi kurunca padişah Vahdettin çok kızdı. Atatürk’ü Suriye’ye, Halil amcanı Irak’a sürgün etti. (İttihat ve Terakki, bir Türkçülük hareketiydi)

 

Amcam Irakta İngilizlere karşı çok çetin savaşlar yaptı. 15000 İngiliz askerini teslim aldı. İngiliz deyip geçmeyin. İngiltere o zamanlar dünyanın en büyük süper gücüydü. İngilizlerin bu durum çok zoruna gitti. Halil amcama, İngiliz hükümeti bu olayı dünya duymasın diye büyük parlar teklif etmiş. Fakat Halil amcam rüşveti reddediyor. Halil amcam teklif edilen rüşveti padişaha bildiriyor. Bunun üzerine Padişah ödül olarak Halil amcamı İstanbul’a çağırıyor. Kutul Amara’da yapılan birçok kahramanlık destanı yazıyorlar. Padişah Halil Paşanın kahramanlığını bilmeyen Türk’ün tarihini bilmez diye fetva verdirtiyor.

 

Ayrıca Kırıkkale’de silah sanayinin kurulmasında hem Osman dedemin hem de Halil amcamın büyük katkıları olmuştur. Silah sanayinin Keskin civarında kurulmasıyla ilgili Halil amcamın devamlı söylem ve çalışmalarını sık sık duyardım. Halil amcam Atatürk’ün yanında söz sahibiydi fakat İstanbul’da olması dolayısıyla köyle ilgili irtibatını tam olarak sağlayamıyordu. Çünkü ülke savaştan çıktığı için herkes kendi can derdine düşmüştü. Fakirlik, yokluk ve kıtlık her tarafı sarmıştı. Bugünkü gibi İstanbul’a iki günde gidilip gelinmiyordu. Yola çıkanlar en az altı ayda varıp geliyorlardı. O zamanda salınan haberler değiştirilerek farklı anlamlarda anlatılabiliyordu.

 

 

Recep Şükrü APUHAN’ın TÜRKLERİN TARİHİ adlı eserinin 202. Sayfasında aynen şöyle yazar:

 “29 Nisanda Irak Cephesi’nde Kutul Amara’da Halil Paşa bir İngiliz Tümenini, Komutanı Genaral Townshend ve 16 bin askeriyle teslim aldı. İngilizler dehşete kapıldı. Halil Paşa’ya serbest bırakılmaları karşılığında 1 Milyon İngiliz lirası teklif ettiler. Çünkü bu mağlubiyet İngiliz itibarına feci bir darbeydi. Enver Paşa rüşvet teklifini kınadı.’’

Buradan da anlaşılacağı üzerine Hacı dayım ve büyüklerimin anlattığı ile Türklerin Tarihinin yazarı Recep Şükrü APUHAN’ın anlattıkları bire bir örtüşüyor.

Şu Çılgın Türklerin yazarı rahmetli Turgut Özakman’la telefonda konuştuğum çok olmuştur. Kendisiyle tarihteki bazı konularla ilgili sorular sorardım. O da uzun bir şekilde bana anlatırdı. Bana Kırıkkale ve Kırıkkale civarındaki tarihi varlıklarla ilgili sorular sorardı. Özellikle Yahşihan’daki tarihî Demir Köprü ile ilgili kendisine bilgiler vermiştim.

Şu çılgın Türkler kitabında üç yerde geçen Halil Paşa’yı kendisine sorduğumda ise: “Kitabımdaki bazı yerleri duyumlara, bazı yerleri belgelere dayandırdığını söyledi. Yalnız Halil Paşalar Enver Paşanın amcası olan Halil Paşayla karışmış olabilir. Enver Paşanın kendi yaşında bir de Halil amcası vardı. Eğer anlattığın doğruysa senin Halil amcana büyük haksızlık yapılmıştır’’ demişti.

Bir kaç yıl önce ikinci kanalda yayınlanan Halil Paşa’nın Irak’taki kahramanlıkları dizisinde, Türk tarihine yaptığı katkıları, Halil amca’nın eşini bendeki resmi ile gösterdi. Bu da yüzde yüz TRT kayıtlarında vardır. Bu kahraman Halil Paşa benim Halil amcam ise hanımı yanlış konmuş, eğer doğru ise bu kahraman kişi Atatürk’ün yakın arkadaşı olan Halil Paşa yani benim amcam olması gerekiyor. Çünkü filmdeki Halil Paşanın eşinin resmi (resim- II) resimdekinin aynısıydı.

 

 

 

         

 

 

Aynı zamanda büyüklerimizin ve babamın anlattıklarıyla Halil amcamın yaşantısı birbiriyle tıpatıp örtüşmesi de en büyük kanıt oluyor.

Halil amcamın daha sonra Atatürk tarafından Türkiye’nin ilk Harita Umum Genel Müdürü olarak atadığını söylediler.

(Bu konuda da ilgili genel müdürlük araştırılırsa gerçek ortaya çıkar.)

 

Emekliliği İstanbul 4. Levent’e geçmiş. 4. Levent’te bir yalısı varmış hatta askere giden akrabaları yanına emir eri olarak alıp rahat ettirirmiş.

 

Yanında emir eri olarak askerliğini yapan Iskan emmi ve Avcı dayı’ya, sağlığında ikisiyle de görüşüp Halil Paşa amcamı sorduğumda: İkisiyle de kızını evlendirmek istediğini, çünkü bir vesile ile akrabalarıyla ilişkilerini devam ettirmek istediğini” söylediler.

 

Ama onların köy burunlarında tüter, yüzüne bir şey diyemezler. Dışarı çakınca “Şu koca İstanbul bizim köyün küllüğünü değmez’’ deyip kaçıp köye gidiyorlar.

Çünkü o zamana kadar askerlik hariç köyden çıkmayan Iskan emmi ile Avcı dayının köy burunlarında buram buram tütüyordu. Hatta İstanbul’da evlenirlerse burada kalıp köye gidemeyecekleriyle ilgilide korkuya kapılıyorlar.

 

 

Halil amcamın Nilüfer diye kızını sorduğumuzda da onun da İzmir’li biri ile evlenip gittiğini söylediler. Onun da bugün durumundan yaşantısından ve nerede olduğundan hiçbir bilgimiz yoktur.

 

Halil amcam soyadı kanunu çıkınca da bizim köydeki akrabalarına haber salarak soy isimlerini Kuzucuoğlu olarak koyulmasını ister. Kendisi soyadını Kuzucuoğlu olarak koyar. Köydekiler ise ya yanlış anlamadan ya da nüfus müdürünün dayatmasıyla Kuzucu korlar. Sonrada ulaşım ve haberleşmenin kıtlığı ile irtibat kesilir.

 

 

Halil amcamla, Sarıkamış’ta binbaşı rütbesinde şehit düşen Mahmut amcamın dedemin üzerine nüfusta kayıtları gözükmüyor. Bu durumu babama sorduğumda:  “Halil amcan soyadını Kuzucuoğlu koyarak ayrı bir kütük açtırmış, Mahmut amcam da genç yaşta ülkemiz savaşlarla kargaşa içindeyken şehit düşmüş. Nüfus yazımları hep sonradan beyân üzerine yazıldığından bu tür yanlışlıklar yapıldı. O zamanlar ülkemizin çalışan çarkları bugünkü gibi muntazam ve ahenkli dönmüyordu. Yeni doğan çocuklar bile nüfusa yıllar sonra yazılabiliyordu.’’ demişti.

 

Halil amcamın son anlarını ve ölümünü babamlar ve diğer amcalarım çok sonra duyarlar. Bugün ne mezarının nerede olduğundan ne de kızının son durumundan haberimiz yoktur.

 

Seher halanın Adana’da öldüğünden kardeşlerinden bir veya ikisi sağ olduğu hâlde haberleri olmamış, kız kardeşlerinin ölümünü çok sonra duymuşlardır.

 

Kurtuluş savaşında ve savaş sonrası ülkemizin imarında bu kardeşler farklı görev almışlar. Savaş sonrası ise o günün zorlu, zor günlerinde istemeyerek olsa birbirlerini ihmâl etmişler.

Kuzucu ailesinin ülkemizin en buhranlı döneminde yaşantısı aslında benim anlattığımdan daha zor ve çetin yaşantılarını Kırıkkale İlimizin birer değeri olarak halkımıza anlatmak istedim. Bunları bende anlatmasam kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin kurulmasına, Kırıkkale silah sanayinin kurulmasına yakinen tanıklık etmiş bu KIRIKKALELİ kişiler, tamamıyla unutulup gideceklerdi.

 

Osman dedem 1853 doğumluydu. Osmanlı’da Albay olarak ülkemizin o günkü sınırları içinde birçok yerde görev yapmış. Onun subaylığı zamanı Osmanlı’nın da en zayıf ve çöküş zamanıdır. Osmanlı-Rus, Balkan Savaşları, Kurtuluş Savaşı ve Birinci dünya Savaşını muvazzaf askermiş.

 

Osman dedem Karaağaç Köyünde mütevazı bir şekilde yaşamını sürdürürken hem Osmanlının son durumuna hem de Cumhuriyetin ilk zamanlarına şahitlik ediyor, o zorlu, çetin günleri yaşıyor.

 

Halil amcam bir efsane komutan ve Atatürk’ün yakın arkadaşı olarak küçüklüğümüzde, köyümüzün büyükleri tarafından hep anlatılırdı. 

Onlar adı sanı için değil ülkesi ve milleti için gözünü budaktan esirgemeyen kendi toprağımızın insanlarıdır. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

 

Not:Kırıkkale üs düzey yöneticileriyle Kırıkkale Üniversitesi Tarih Bölümü yetkililerin konuyu araştırıp açığa çıkarmaları umuduyla

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
HAYATİ KESKİN  -  02-12-2020 - 17:30
SAYIN MÜDÜRÜM ARAŞTIRMALARIN SONUCUNDA ŞANLI ŞEREFLİ BİR SOYDAN GELDİĞİN ANLAŞILIYOR. DEDELERİN BİRER HALK KAHRAMANI İMİŞ. BÖYLE BİR NESİLDEN GELMEN GURUR VERİCİ.TEBRİK EDERİM. SAYGILAR.
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Dursun Kuzucu
Erol Serkan Kılıç
Yener Kazan
MESUT ARLIER
Hakan Öztürk
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  21 Nisan 2021 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net