12 Nisan 2021 Pazartesi
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Komiser yardımcısı milli güreşçi, iş stresini minderde atıyor
Komiser yardımcısı milli güreşçi, iş stresini minderde atıyor
Gaz sızıntısından kaynaklı patlamada bir kişi yaralandı
Gaz sızıntısından kaynaklı patlamada bir kişi yaralandı
Okey ve İskambil Oynayan 17 Kişiye 106 Bin 250 Lira Ceza
Okey ve İskambil Oynayan 17 Kişiye 106 Bin 250 Lira Ceza
CHP'den 5 İlçeye Atama
CHP'den 5 İlçeye Atama
  YAZARLARIMIZ
GERÇEĞE DÖNÜŞ
03 Aralık 2020 Perşembe Bu yazı 5802 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bahar gelmiş. Bu sabah yine yağmur var. Ilık damlalar dallardan kayarken gıdıkladıkları ağaç da gülüyor. Ağacı seyreden kuşlar, kuşları seyreden çocuklar, çocukları seyreden anneler, kadınlarını seyreden babalar, insanlar gülüyor. Kış bitmiş ilkbahar gelmiş, hem de öyle bitmiş ki kış; sadece yılın bir mevsimi olarak değil bitişi... Karanlık tüm günler geride kalmış. Salgın hastalık, ölüm, kötülük geride kalmış.

Güneşli günler yakın, o zaman Hatice ninenin kapının önündeki sedire oturması da yakın, güzel havalarda romatizmasından her zamankinden daha az şikayet edecek, gülümseyecek de hatta kendisine çay getiren gelinine. Uzun boylu gelinin adı Sümbül. Üç yıl oldu bu kapıya gelin olalı. Kaynanasını, romatizmasından sızlanmadığı sürece, sever. Konu, romatizmaya gelince bulaşığı, çamaşırı bahane edip kaçar yanından. Yanlış anlaşılmasın ilk zamanlar çok dinledi, hürmetsizlikten değil yani. Aradaki otuz yaş farktan, yani çok genç; anlayamıyor: Bir insanın her gün nasıl olur da bir yeri ağrır? Sümbül'ün on dördündeki kara oğlansa sevdalandı sevdalanacak. Bahar geldi ya hani hakkını vermeli, ne de olsa genç. Hakan adındaki bu oğlan inanılmaz ama tüm gün Orhan Veli okuyup, "Beni bu havalar mahvetti" şiirini ezberlemeye çalışır, sınıfındaki kıvırcık saçlı kıza da okuyup kızı etkilemek için. Hilmi amca vardır bir de sabah simitlerini "Taze bunlar, sıcak sıcak, çıtır çıtır!" diye satar. Hatice ninenin evinin önünden her geçişinde birkaç simit bırakır "Yoo der, para istemem Sünbül demli bir çay verse yeter." Gelin demli çayı getirmeye kalkar. Bütün bunlar bir hayalet gibi yollarında dolaştığın sokağın insanlarıdır. Senin farkında olduğun ama seni hiç fark etmeyen sokağın insanları...

Bu güzel bahar gününde hem de yağmur sonrası yürüyüşe çıktığında bir kedi dolanır ayaklarına, ne kadar tüylüdür ve ne kadar hırçın... Olsun yine de öpmek istersin onu beyaz tüylü yanağından... Yaklaştırsın diye kendine eğilip pembe kulak içlerine fısıldarsın "Güzel kedi, minnoş kedi.." Tırmalar diye ellerini ancak birkaç kez okşarsın sırtını . Sokağın sonu çayırlığa ulaşır.Kocaman gözleriyle çayırda bir eşek, selamlar seni "Merhaba!" Cebindeki bir peçete içinde akşam yaptığın üzümlü kekten artan kırıntılar, seni bir yerlerde  bekleyen daha önce görmediğin bir serçenin nasibi olarak gelirler yanında. Piyanoyla çalınmış bir müziğin korkusuz ve telaşsız ritmiyle adımlarsın yolları, ne hızlı ne yavaş. Karaçamlar arasından geçersin  ağaçların kokuları ruhuna dolar. Tüm geçmiş zihninden akıp gider; yok olur umarsızlık. Sağ kaldığın için ve tüm sevdiklerin de sağ ise delice ırmak ırmak akar kanın... Şükranla yaşayıp şükranla yürürsün yollarda. Yaşamak renkli bir resim olur yine, hem de rengarenk...

Peki, şimdi bu resimden güneşi silelim, yağmuru, ağaçları, kuşları, çocukları silelim... Hatice nine romatizmadan değil ama günümüzün belası covitten öldü.Simitçi Hilmi de.  Kepçeyle yan yana açılan çukurlarda birbirlerinin varlığından habersiz yatıyorlar ikisi de. Beyaz tüylü hırçın kedi karşına çıkmasın yürüyüş yolunda, serçeler açlıktan çoktan yitmiş olsun. Çayır da, koca gözlü eşek de yalan. Yürümekten nefret ediyorsun artık çünkü korku sarıyor içini. Karaçamların yerinde garip bir çamur deryası var.  Orhan Veli'den şiir ezberlemeye çalışan o on dördündeki oğlana da yazık, aşkın önüne geçen en büyük engele tosladı: YANLIŞ ZAMAN! Dünyaya geldiği çağ, çok acımasız. Bizim de öyle!

Bu zor günler geçtikten sonra dünyanın kalanı mı olacağız yok olup gideni mi? Ömrümüzde kaç haylaz yıl, kaç hasta yıl, yani toplamda kaç yıl var? Bizi ölüm değil belirsizlik, bizi kader değil ihmal ve bencillik korkutuyor. Hiçbirimiz bu bencilliğin ve ihmalin sebep olduklarını yaşamayı hak etmedik.  Hak etmediklerimizi yaşamanın acısı da söze dökülemiyor. 

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Erol Serkan Kılıç
Prof. Dr. Hande ŞAHİN
Nesrin Bulat
Şevket ÖZSOY
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  09 Nisan 2021 Cuma
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net