12 Nisan 2021 Pazartesi
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Komiser yardımcısı milli güreşçi, iş stresini minderde atıyor
Komiser yardımcısı milli güreşçi, iş stresini minderde atıyor
Gaz sızıntısından kaynaklı patlamada bir kişi yaralandı
Gaz sızıntısından kaynaklı patlamada bir kişi yaralandı
Okey ve İskambil Oynayan 17 Kişiye 106 Bin 250 Lira Ceza
Okey ve İskambil Oynayan 17 Kişiye 106 Bin 250 Lira Ceza
CHP'den 5 İlçeye Atama
CHP'den 5 İlçeye Atama
  YAZARLARIMIZ
ARADAKİ FARK
18 Aralık 2020 Cuma Bu yazı 4613 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Bu konu çok konuşuldu, biliyorum. Bu gidişle çok konuşulmaya da devam edecek. Bunu hem olumlu hem olumsuz anlamda düşünerek söyledim. Umarım "Okuma"yı hep ama artık farklı biçimlerde konuşuruz. Örneğin aylık okuma listelerimizden, baş ucu kitaplarımızdan, hayatımıza tesir eden ve unutamadıklarımızdan söz ederiz. Şimdilik sadece okuyamama sebeplerimiz var ortada, hepsi de sudan sebepler... Önceliğimiz okuma olmadığı için uydurduğumuz önce kendimizi kandıran sebepler. Okumanın önünde tek engel var: Zaman mı? Küçük bir çocuğunuzun olması? Çok çalışmak ve yorulmak?.. Hepsi ya da hiçbiri. Eğer okuma isteği sizde bir öncelik kazanmamışsa bunların hepsi sebep ancak her koşulda okumayı başaranlar var, demek ki öylesi için bu saydıklarımın hiçbiri sebep değil.

Bu konu da nereden çıktı yahu? Öğretmenim ben edasında? Aslında benim suçum yok. Konuyu ben seçmedim. Klişe şeyler üzerinde alışıldık sözler söylemeyi, hele de öğüt vermeyi hiç sevmem. Bu konunun gelme sebebi bugün pazarda karşılaştığım bir tanıdıktan kaynaklı. Öğle vakti indim pazara, tenha oluyor, sosyal mesafe korunuyor diye düşündüm. Hoş, daha uygun bir zamanım da yoktu o da ayrı bir konu. Ispanaklara eğilmişken tezgahın  yan tarafından bir komşum laf attı: Maşallah hoca, dedi "İyi yazıyorsun." Öyle heyecanlandım ki, yazan bir insan okunmak dışında ne ister ve de bir okuyucunuz var düşünün, üstelik iyi yazdığınızı söylemiş. Mutlulukla "Demek yazdıklarımı okuyorsun." dedim. "Her zaman değil, yalan olmasın." dedi. "Olsun, dedim arada sırada okuyorsun ya o da yeter. Yok, paylaşımlarını görüyorum da, sık sık yazıyorsun onu demek istedim, diye oldukça rahatlatıcı(!) bir de açıklama ekledi. Neşem sönünce havası kaçmış bir balona dönmüşümdür ve bu halim komşumca fark edilmiş olacak ki kendince beni teselli etmeye kalktı. İlk yazılarını okuyordum, dedi. Söz ettiği tarih üç yıl önceki. Sadece seni değil, hiç kitap okuyamıyorum ki, dedi. Evin işi gücü, çocukların ödevi şunu bunu derken zaman nasıl geçiyor anlamadan akşam oluyor, diye ekledi. Aslında ben de senin gibi yazmak isterdim demesi bana sıktığı son kurşunuydu. Bir kere nasıl yazdığımı bilmiyordu ki. Üç yıl önce okuduğu birkaç yazımla beni tartmış olduğunu düşünmek sinir bozucuydu. Kalem durmadan gelişen bir şey değil miydi sonuçta? Yazdıkça açılıyordu zihin, okudukça hayal alemine yelken indiriyordu insan ve hiçbirimiz yerimizde saymıyorduk olumlu, olumsuz yaşantılarla ama mutlaka yol alıyorduk, yaş alıyorduk. Ispanak tartılıp ödenene ve para üstü alınana kadar sağ olsun komşum son can alıcı cümleyi de söyledi :"Ben de yazmak istesem..." Okumayan bir insan yazacak(!)  Neden şaşırıyordum ki kimler kimleryazmıyor, o da yazıverir. "Yazmak için öncelikle çok okumalısın." dedim. "Hocam." dedi "Benim senin gibi zamanım yok." Sonra uzatmadan ayrıldık. Ben oldukça buruk uzaklaştım. Yazdıklarımı okuyup okumaması değil de bu zaman meselesi... "Sen benim kim olduğu mu biliyor musun?" desem ayıp olur, hem kimim ki ben? Altı kişilik bir ailenin tek oda içinde yaşamak zorunda olduğu bir evde, geceleri ışık yakmak diğerlerinin uykusunu böler diye kalın yorgan altında el feneriyle okumaya çalışan bir çocuktan başka?

Çok düşündüm. Neleri düşündüm: Birincisi  dışarıdan boş zamanı çok olan biri gibi algılanışıma içerlendim. Benim evimi hizmetçiler temizlemiyordu ki, sihirli bir değneğim de yoktu. Öğleye kadar çamaşırımı makineye atmış, bir arkadaşımın çocuğuna ders çalıştırmış, oğluma kahvaltı hazırlamış,bulaşığı toplamış, öğleden sonraki canlı dersleriminnotlarını hazırlamış ve o komşum gibi pazara gelmiştim. Eve dönünce yemeğimi yapıp evi süpürdüm. Sonra altı saat canlı ders. Hala düşünüyorum aramızdaki fark ne? Birinci fark karnabaharlar kızarıp, mercimek çorbası olana, yeşillikler toprağını suya indirene  kadar kitap okudum. Evet, mutfakta. Bazen tencere karıştırırken de okurum. Bazı kitaplarıma salçalı sularından sıçrar yemeklerin. Bir fark da dersim20.20'de bitti ama televizyondaki aptalca bir dizinin karşısına geçmek yerine yazımı yazıyorum. Bunu sırf birilerine cevap olsun diye de yapmıyorum, onun gibi düşünen herkese cevap olsun diye yazıyorum. Belki bir anlık hırs ya da kendini açıklama isteği yine de kötü hislere kapılmayın lütfen.  Aradaki farkı söylemek adına yazıyorum.

Aradaki fark öncelikler meselesi. Aradaki fark: Okuyabilmek değil, okumak; okuyamamak değil, okumamak.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Erol Serkan Kılıç
Prof. Dr. Hande ŞAHİN
Nesrin Bulat
Şevket ÖZSOY
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  09 Nisan 2021 Cuma
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net