03 Mart 2021 Çarşamba
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Kırıkkale'de deprem bilgilendirme eğitimleri
Kırıkkale'de deprem bilgilendirme eğitimleri
Tandırlıkta Yangın
Tandırlıkta Yangın
Memur-Sen Konfederasyonundan Sezer'e, Çıkarma
Memur-Sen Konfederasyonundan Sezer'e, Çıkarma
Belediye İş yerlerinin Dezenfeksiyonunu Üstlendi
Belediye İş yerlerinin Dezenfeksiyonunu Üstlendi
  YAZARLARIMIZ
GECELERİ YATMADIN MI?
01 Şubat 2021 Pazartesi Bu yazı 8829 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Eski Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit 3 Eylül 2018 tarihindeki adli yıl açılış konuşmasında “Osmanlı’nın yıkılmasının en büyük sebeplerinden birisi liyakat sisteminin bozulmasıdır. Liyakat sistemi işlemeyince adama göre iş, rüşvet ve iltimaslar artmıştır. Memurlar yetkilerini kötüye kullanarak halka zulmetme noktasına kadar gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş ve gerileme dönemindeki gelişmelerden ve liyakate ilişkin tespitlerden gerekli derslerini çıkarılarak kamu yönetiminde liyakat ilkesinin tavizsiz şekilde uygulanması devletin geleceği açısından son derece büyük öneme sahiptir. Ehliyet ve liyakate dikkat edildiğinde 21’inci yüzyıl Türk yüzyılı, uyulmadığında ise bir felaket olacaktır” dedi.

Osmanlı İmparatorluğunun 623 yıllık tarihinde en başarılı olduğu dönemler din, dil, ırk ayrımı yapılmadan işlerin ehline verildiği dönemlerdir. Osmanlı’da, Sadrazamlık (Başbakan) görevi yapmış 218 Sadrazamın 101’i Türk kökenli, 117’si farklı etnik kökenlere aitti. Çok büyük yetkilere sahip Osmanlı Padişahları resmi makamları eş-dost-hısım-akraba yerine işin ehli olan Abaza, Arap, Arnavut, Boşnak, Bulgar, Çeçen, Çerkez, Gürcü, İtalyan, Rus, Rum, Ermeni kökenli insanları göreve getirmiştir. Pargalı İbrahim, Barbaros Hayrettin Paşa, Ermeni Süleyman Paşa bunlardan bazılarıdır. Osmanlı dâhil tüm büyük devletler ve imparatorluklar güçlü dönemlerindeki yönetim anlayışı liyakate dayalıydı. Yıkılışları ise liyakatsizliğe.

Kamu ve Özel kuruluşların yönetiminde ve toplumun çoğunluğunda liyakatin esas alındığı bir sistemde her birey bulunduğu görevde ve pozisyonda başarılı olur bunun sonunda toplumsal başarı, adalete güven artar, hak ve eşitlik, hukukun üstünlüğü egemen olup, devlet mekanizmasının sistemi aksaksız çalışır.

İslam Sosyoloğu İbni Haldun “Liyakatin dikkate alınmaması bir toplumun çöküş alametleridir” derken, Nisa suresi 56. ayeti “Emanetleri mutlaka ehline veriniz.” diye buyuruyor. İslam Peygamberi, “kıyamet ne zaman kopacak?” sorusu üzerine ise “İşin ehli olmayana verildiği zaman kıyameti bekle” diyerek bizleri 1400 yıl önce uyarmıştır.

Eski bir Türk öyküsüdür. Görkemli bir padişah ve üst makama atanmak isteyen İzzet adında tecrübesiz bir Lala varmış. Ancak Padişah üst makamlara atanmasında yeterli deneyim, tecrübesi, ehliyet ve liyakate layık olmadığını düşündüğünden kendisini her vesilede bunaltan, her hali ve davranışıyla isteğinde ısrar eden Laladan kurtulmak ve kendisinin de üst makamlara atanmasında tecrübesiz olduğunu kanıtlamak için onu bir sınava tabi tutar.

— Düş peşime, gidiyoruz Lala, eğer sorduklarımı bilirsen seni o makama getireceğim, ama bilemezsen sonunu sen düşün diyerek görevlileriyle birlikte bir dere kenarına gelirler. Kış ortası, dere kenarında ırmak suyunda deri temizleyen aksakallı bir ihtiyara Padişah seslenir:

— Selamın Aleyküm ey piri fani!

— Aleyküm Selam, Ulu Padişahım. 

— Altılarda kalkmadın mı?

— Kalktım, kalktım ancak altıya altı katmadan otuz ikiye yetiştiremedim.

— Geceleri yatmadın mı?

— Yattım, yattım gel velakin hepsi de ellere yaradı.

— Bir kaz göndersem yolar mısın?

— Hem de ciyaklatmadan.

— Söyle bakalım lala ben ne söyledim, ihtiyar ne cevap verdi.

Söylenenler karşısında şaşıp kalınca;

— Defol gözümün önünden, diyerek Padişah, Lalayı kovar.

Tecrübesizliğinin kurbanı olup Padişaha hak veren Lala konuyu öğrenmek ister. Düşünüp, bunu bilse bilse dede bilir diye hızla koşarak dere kenarına gelir.

— Aman dedem canım dedem, nedir bu işin sırrı. Ulu Padişahım diyerek nasıl bildin padişah olduğunu.

— Olmaz, her şeyin bir bedeli var evlat, hele bir kese altın at kuşak altından.

— Aman derviş dedem, bir söze bir kese altın, olacak iş mi?

— İşine geliyorsa, işim var benim, git işine, oyalama beni.

— Tamam, tamam al öyleyse! Kuşağının altından çıkarır verir bir kese altın.

— Efendi bak, benim mesleğim deri temizlemek, üzerindeki Samur Kürkü padişahtan başkası giyemez.

— Ha, anladım! Peki, altılarda kalkmadın mı ne demek?

— Olmaz, hele at oradan bir kese altın daha.

— Aman dedem, etme dedem, bu kadar da olmaz ki!

— Eh sen bilirsin, o zaman, var git oyalama beni, daha çok işim var.

— Peki, kızma tamam, al bir kese daha.

— Padişah, bana dedi ki “altı ay yaz-baharda kalkıp çalıştığın yetmedi mi, nedir kış günü bu perişanlığın“

Bende dedim ki; “Nüfusum fazla, altı ay yaz, altı ay kış çalışmadan yetiremedim otuz iki dişli boğazlara.”

— Ha, anladım! Peki, “Geceleri hiç yatmadın mı ne demek?”

— At kuşaktan bir kese altın daha.

— Etme be demem, insaf yani. Bu kadarı da fazla.

— İşine geliyorsa, hadi bana eyvallah.

— Tamam, tamam dur gitme dedem, al bir kese daha.

— Bana dedi ki “Eşinle geceleri yatmadın mı, çoluğun çocuğun olmadı mı, bu yaşta hala çalışıyorsun.” Bende ona dedim ki “Yattım yattım gel velakin hepsi kız oldu, ellere yaradı.”

— Ha, vay be! Şu iş! Dedem peki “Bir kaz göndersem yolar mısın demek ne demek?”

— O mu, bu kez senden, altın istemiyorum var git, düşün onu da sen öğren.

….

Aradan geçti on yıla yakın bir süre.

— Hünkârım uzaklarda bir hatip türemiş, dillere destan. Her gün yüzlerce kişi ziyaretine gidiyormuş.

— Deme Paşa, kimmiş bu hatip.

— Valla Hünkârım, çok ünlü, hatta çok meşhur diyorlar. Bir defa hutbesini dinleyen bir daha bırakamıyormuş. Bir merak sardı padişahı.

— Eh gidelim bir görelim şu hatibi.

Yüzlerce kalabalığın önünde ateşli, ateşli konuşan beyaz sakallı bir hatip. Sorgusuz, sualsiz, kuzu gibi dinleyen halkın karşısında esiyor, gürlüyor.

Padişah bakar, yanındaki Paşaya — Yahu bu bizim İzzet.

Hutbe biter, padişah sorar. — İzzet bu nasıl oldu?

— Sorma Hünkarım, Padişahımın hiddeti, hatip etti İzzeti!..

Fransız düşünür Condorcet: “Filozofların aydınlatmadığı toplumu şarlatanlar aldatır!..”

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
Erdal Canbolat  -  02-02-2021 - 12:39
Yener Bey Kardeşim; yazını keyifle okudum, her hafta yeni bir konu ile bizleri fikirlerinizle , düşüncelerinizle aydınlatıp, biz okuyucuları bilinçli hale getiriyor ufkumuzu genişletiyorsunuz. insanlar okumalı, araştırmalı bilgilerini tazelemeli toplumda olumlu bir örnek oluşturmalıdır.Teşekkür ederim, saygılarımla...
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Yener Kazan
Nesrin Bulat
Bahattin Akyön
Pınar Taşcı YIKILMAZ
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  03 Mart 2021 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net