03 Mart 2021 Çarşamba
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Kırıkkale'de deprem bilgilendirme eğitimleri
Kırıkkale'de deprem bilgilendirme eğitimleri
Tandırlıkta Yangın
Tandırlıkta Yangın
Memur-Sen Konfederasyonundan Sezer'e, Çıkarma
Memur-Sen Konfederasyonundan Sezer'e, Çıkarma
Belediye İş yerlerinin Dezenfeksiyonunu Üstlendi
Belediye İş yerlerinin Dezenfeksiyonunu Üstlendi
  YAZARLARIMIZ
HÜZNÜN KADAR UZAT SAÇLARINI
05 Şubat 2021 Cuma Bu yazı 4310 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Hayatın anlamını bir yağmur damlası çözdü bak diyen Nietzsche,Yağmur damlalarının intihar günü diye niteliyor yeryüzüne düşme anını.

                  Ellerini, küçük bir başın üstünde gezdirir adam, bir de yeşil çuhalarda, direksiyon tutar devamlı Kadın, pencere önündeki çiçeklerini sular. Su verdikçe çiçeklere, karşılarda bir yerlerde olduğunu varsaydığı, dağları düşünür. Yağmur arkası, sabah çiğinde, başı dağların zirvesine dönük, Adamı düşünür bir de. İlk adam -babası- gibidir bütün adamlar, böyle aklında. Elleri ne iş tutarsa tutsun, akşamı olmaz adamlarının. Evlerini kadınlara bırakırlar geride, gittikleri yahut öldükleri zaman. Bir tespih, bir saat, -belki-kalır bir de onlardan geriye.

Sabahlara utandıkça gece, akşama sabahtan kalmayayım diye, dua eder Zeyno. Anasını
düşünür, uzun ve netametli gecelerde. Parıltılı bir ekrana ve çocuklarına sığınır yine de. Mısır patlatır, çerez getirir, masal anlatır, canı sıkılırdı.

               Elinde şişi, orlon ipi, yanında kumandası ile göğsüne düşmüş başını görür çocuktan bazen. Uyuyor mudur yoksa ağlıyor mudur bilemezler. Parmak uçlarında gezer, dudak uçlarında konuşurlar babasız akşamlarda.

               İçerisine gizlenmiş olan "anlam" kalbine tebessüm etmiyorsa, gözlerinin dokunduğu her kelime sığ, kaba ve iğreti şekillerden ibaret kalmaya mahkum olur dedi.

Gökyüzü serseri şimşeklerin bakışları ile süslenir. Kalbine ve kelimelerine bir sağanak boşalır. Her bir yağmur damlası sevda yüklü bir elin okşayışları gibi süzülür Zeyno’nun çehresinden. Gökyüzü, şimşek ve yağmurla birleşerek içine bir fırtına karmaşasını bırakır. Sonra bu karmaşa, büyüleyici bir uçuruma dönüşür. Uçurum güçlü bir pençe olur ve zamanın elçisinin bileklerini kırar. Uçurumun öfkesi yerini suskunluk ve sükûnete terk ederken, kalbi aniden doğrulur ve uzanarak önündeki kum saatini ters çevirir. Zaman ani bir şaşkınlık geçirir. Tekrar bir şimşek çakar, gökyüzü aydınlanır ve yağmur başlar, içindeki uçurum bir başka uçurumun varlığına koşar. Gökyüzünün şimşek rengi bakışlarının şahitliğinde uçurum, kendini diğer uçurumdan aşağı bırakır. Artık sonsuza kadar düşecektir.

                 Görünmez olmak demek nasıl bir şey dedi ve başladı tasvir etmeye. Saçı yok , onu tarayamazlar. Külahı yok , onu başından alamazlar. Teni yok , ona

dokunamazlar.Eli yok ki  onları tutabilsinler. Gözleri yok ki,  görünebilsinler. Hiç kimse şaşırtamaz ! Hiç kimseyi şaşırtamaz o. Yeryüzünün bütün kütüphanelerini kafanın içinde taşıyormuşçasına bilge, bütün arka sokakların gene bütün karanlıklarını ruhunda saklıyormuşçasına da cahil ve kaba hissetmelisin dedi oğluna. Koca koca şehirleri alt-üst edebilecek kadar güçlü, tek nefeste yerle bir olacak kadar da güçsüz olmalısın. Konuşmadan, sadece sayıklamalısın. Kalbin terliyor, ruhun titriyor olmalı.  Dedim ya, hem her şeyi biliyor hem de hiçbir şey bilmemelisin, içindeki bilge ağlarken, dışındaki cahilin güldüğünü görmelisin. Bu benim yüzüm demelisin. Doğan tüm şafakların, üzerine kızıllığını düşürecek tek bir nokta bulamadığı. Bu benim yüzüm. Göğü şımartmaktan korktuğu için, ışığını topraklara adamış bir çift gözün kendine yurt edindiği, bu ikimizin yüzü. Gecenin en zifiri yanı ile gündüzün en aydınlık anlarının çarpıştığı bir cenk meydanı. Bu ikimizin yüzü. Kendi gerçeği peşinde kat ettiği mesafelere ağlamak için vakit bulamayan bir seyyahın içinde biriktirdiği gözyaşları.

                         İçimde, gökyüzünü görmek için huysuzlaşan kelimelerin ihtilal karmaşası var. İçimde, zamanın cazibesini umursamaz görünmekten yorulmuş kelimelerin maskelerini söküp atma telaşesi var. içimde, bir kum saatinin kırılmış camlarını eline alıp şah damarını kesmeye yeltenen bir hayalin, her biri dramatik bir başarısızlıkla sonuçlanmış intihar teşebbüsleri var.

İçimde, sancılarını güler yüzünün arkasına gizleyip, renkli coğrafyaların mutlu sakinlerini canlandıran oyuncunun kalp atışlarına içi yanarak şahitlik eden tiyatro sahneleri ve o sahnelerin kapanmak bilmeyen perdeleri var. İçimde sen varsın dedi Oğluna. Adeta haykırırcasına.

                      Anamın bu felsefi yanını da hiç bilmiyordum ne biçim konuştu sanki konferans verir gibi dedi. Oysa üniversiteyi kazandım bu sene şöyle kimsenin saçlarıma karışmadığı, ceket giyme zorunluluğunun olmadığı bir yaşam var önümde. Banamı konuştu yoksa genel mi bu konuşması anamın. Sonra babam demişti bir zamanlar kadınlar felsefeyi sevmezler diye. Onlar; hele Türk kadınları çok anacıl olurlar, evlendin mi biri yada iki yıl sonra çocuk olur kendilerini çocuklarına adarlar ve erkeklerini unuturlar adeta .Körpe zihnim o zamanlar bulanmıştı .İkisine de kızmıştım çocuk kalbimle.Bu gün anamın bu değerlendirmesi babamın tezini pek doğrulamıyordu.Şiş ören,televizyon dizilerini hiç kaçırmayan,ama aynı zamanda kitap okuyan, erkeklere ait olan felsefe kitapları hem de.Kafam allak bullak oldu.Anamla ilgili yargılarım değişti.Babam akşamları eve geç gelir. Bazan yüzünü bile göremezdim. Çok okuduğunu ve iyi analiz yaptığını biliyorum ama bizimle fazla bir şey paylaşmaz sadece rutin şeyler üzerinde durur ihtiyaçlarımızı karşılar hepsi o kadar.

                     Okula gittiğimde Anamın öğütlerine inat az yemek yiyor, saçlarımı alabildiğine uzatıyor ve hiç taramıyordum. Bıyıklarım çıkıyordu yenice. Yağmur yağmaya başladı mı? Hep hüzünleniyordum. Saçlarım uzun olduğu için fazla ıslanmıyordu kafam. Babamın bir sözü hep kulaklarımda çınlıyordu. “Hüznün kadar uzat saçlarını”. Ne demek bu hep düşünüyorum o sözü söylediği günden beri. Yağmur yağarken ne kadar hüzünleniyorsan o kadar uzat demek miydi acaba, yoksa yağmurda dışarı çıkıp gezerken ıslanmamak için mi söylemişti. Bunu kendisine bir türlü soramadım. Okulda arkadaşlarım hep ideolojilerden bahsediyordu. Şeklime bakarak beni çözmeye çalışıyorlardı ama ben hep bilinmezi oynamak istiyordum. Hayatta insanın çözemediği bazı sırlar olmalı merak sürüklesin giz denen şeylerin peşinde. Ben çözememiştim anamın bütün bu işleri bir arada nasıl başardığını, babamın hüzün ve saç uzatmak arasındaki bağlantıyı dile getirdiği o sözü. Üff ! nede zormuş hayatı anlamaya çalışmak zaten hayatın kendi başına bir anlamı da yok, zira biz yükleriz ona anlam.                                              

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Yener Kazan
Nesrin Bulat
Bahattin Akyön
Pınar Taşcı YIKILMAZ
İsmail Dursun Kuzucu
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  03 Mart 2021 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net