24 Ocak 2022 Pazartesi
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Kayıp Kadının Cesedi Bulundu
Kayıp Kadının Cesedi Bulundu
Maaş ve istihdam garantili okul, öğrencilerini bekliyor
Maaş ve istihdam garantili okul, öğrencilerini bekliyor
Modalife daha yeşil bir gelecek hedefliyor
Modalife daha yeşil bir gelecek hedefliyor
AK Parti’den hakaret  söylemlerine suç duyurusu
AK Parti’den hakaret söylemlerine suç duyurusu
  YAZARLARIMIZ
20. YY’IN KÜRŞAD’I : OSMAN BATUR 1899-1951
27 Nisan 2021 Salı Bu yazı 6631 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Asıl adı Silamulı Ospan (İslamoğlu Osman) idi. Batur, “Kahraman ve cesur”  anlamında O’na verilmiş bir unvandır. Ölüme giderken, “Ben can verebilirim; milletim, dünya durdukça mücadeleye devam edecektir.” diyebilen ender dava adamlarından biriydi.

 

Altay’ın Köktogay bölgesi Öndirkara mevkiinde doğdu. Kazaklar’ın Orta Cüz-Kerey-Abak Kerey-Cantekey-Molkı-Aytuvgan boyuna mensuptur. Babası İslâm Bey, annesi Ayça (Kayşa) Hanım’dır. Ospan, orta halli bir çiftçi ailesinin oğluydu. Dedesi Töles din adamı idi. Davalarda, anlaşmazlıklarda hakimlik yapan, sorunları çözen, itibarlı bir kişiydi. Babası Silam (İslam), köydeki çocuklara ders veren, dinî bilgi sahibi, eğitimli biriydi.

 

1911 yılında Çinlilere ve Ruslara karşı mücadeleye başlayan Osman bütün Altay topraklarının ve Doğu Türkistan’ın Çinlilerden ve Ruslardan kurtarılmasını amaç edinmişti. Daha 10 yaşında iken usta bir binici ve iyi bir avcı olmuştu. 12 yaşına geldiğinde Kazakların büyük kahramanı Böke Batur’un dikkatini çekti. Böke Batur O’nu himâyesine aldı. İyi bir silahşor, usta bir dövüşçü olarak yetişmesine katkıda bulundu. Sonra çete savaşlarının inceliklerini öğretti.

 

Osman Batur, fiziksel olarak 1,85 boyunda iri kıyım, kısa ve kalın bir boyna sahip, esmer ve gözleri daima kapalı denecek derecede kısık bir görünüşe sahipti. Az konuşurdu. Tek ihtirası halkının özgürlüğü idi. Gayesinden döndüğü, düşmanına acıdığı veya dostuna ihanet ettiği vaki olmamıştır. Savaşta dahi namazını ihmal etmeyen, darda ve olağanüstü durumlarda hemen çözüm yolu bulan, ilerisini görebilen, tahminleri kuvvetli, ayrıca halkını canından çok seven milliyetçi biri idi.

 

II. Dünya Savaşı yıllarında Doğu Türkistan topraklarındaki Türklere yönelik baskıların kuvvetlenmesi ile birlikte tepki hareketleri de kuvvet kazanmış ve Osman Batur’un yükselmesine zemin hazırlamıştı.

 

Mücadele Başlıyor

 

12 şubat 1940'da Santogay’da Akit Hacı'nın camiine yapılan tecavüz üzerine İris ve Esim han liderliğinde çıkan protesto, Çinlilere karşı sıkılan ilk kurşun olma özelliğini taşır. Çinli yetkililer silah toplama gayesiyle İslam bey'in avılına gelmiş, fakat babasının ısrarına rağmen silahını teslim etmemiş ve tarihi sözünü burada söylemiştir: “bugün silah veren yarın canını verir. Çinlilere verecek silahım yok. İstiyorlarsa gelip alsınlar. Korkanlar silahlarını teslim edebilir".

Osman Batur’un dağa çıkması, Çinlilerin yapacağı zarar-ziyan korkusundan, halkın ilk başlarda tepkisine yol açmıştır. Fakat yaşananlar Osman Batur’u halk arasında destanlaştırmıştır. Osman Batur’un Şerdiman, Nimetullah ve Nabi adlı çocukları 1941 senesinden itibaren istiklal mücadelelerinde görev aldı.

 

Kısa zaman içerisinde, etrafında gözü pek insanlardan bir ordu oluştu. Zelebay Telci, Nurgocay Batur, Kâseyin Batır, Canım Han Hacı, Süleyman Batır, Musa Mergen Aktepe, Sulibay, Ökürbay , Nogaybay, Ahid Hacı, Halil Teyci, Karakul Zalin... bunlardan birkaçıdır.

 

1942’de Moğolistan ve Sovyetler Birliği’nden yardım alan Osman Batur, Mart 1942’den Nisan 1943’e kadar hükümet askerlerine baskın yaparak düşmana büyük zayiat verdirdi. Bunun üzerine ikinci hanımı, üç oğlu ve beş kızı hapse atıldı. Tek erkek kardeşi Delilhan İslâmoğlu da 1942’de katledilmişti. 1943 yılı baharından itibaren Rusya, ihtilâlcileri desteklemeye karar verdi. Mayıs 1943’ten itibaren Osman Batur’a faaliyetlerini genişletmesi için cesaret verdi. O da hazirandan sonra birçok zafer kazandı. Bu savaşlar Mart 1944’e kadar devam etti. Hür Altay / Erikti Altay teşkilât divanı 22 Haziran 1943’te Bulgun’da yaptığı bir törenle Osman’a “Han” rütbesi ve kahramanlıklarından dolayı “Batur” unvanı verdi. Ardından daha güçlü bir şekilde Urumçi ile mücadeleye devam etti. Moğolistan Devlet Başkanı Çoybolsan’a heyetler gönderip silâh alımı konusunda anlaşmaya vardı. Çatışmalar Aralık 1943’te şiddetlenince yapılan toplantıda Osman Batur başkumandan seçildi.

 

Osman Batur 7 Ekim 1944’te Kulca idaresi tarafından Altay valiliğine tayin edildi. Bunun üzerine Çinliler, Osman Batur’un on sekiz yaşındaki kızı Kabiyra ile on dört yaşındaki oğlu Baydolla’yı anneleri Mamey’in gözü önünde hunharca katlettiler. On bir yaşındaki oğlu Kariy ve dokuz yaşındaki kızı Sapiyan’ı da 20 m. derinliğindeki bir kuyuya attılar. Evlâtlarına yapılan bu muamele karşısında Mamey intihara teşebbüs etti.

 

1944 - 1945 yıllarında, Tanrı Dağları’nın kuzeyinde bulunan Doğu Türkistan’daki Kazak Türkleri’nin yaşadığı bölgeleri de Çin istilâsından kurtardı. 1945 yılının Ekim ayından 1947 yılının Şubatına kadar üç vilâyetten oluşan Doğu Türkistan hükümetinin askerî ve mülkî âmiri olarak vali sıfatıyla görev yaptı. Şubat 1947’den Eylül 1949’a kadar Doğu Türkistan Cumhuriyeti koalisyon hükûmetinin aslî üyesi olarak görev yaptı.

 

1949'da Doğu Türkistan bu defa komünist Çin işgaline maruz kaldı. Gelişmeleri takip eden Osman Batur ise “Milleti Yükseltme Cemiyetini kurdu. Osman Batur, Temmuz ayının 20’lerinde Urumçi'deki ABD Büyükelçisi Paxton ile görüştü. 26 Eylül 1949'da genel vali Burhan şehidî ve kumandan Tao, ülkenin savaş yapmaksızın komünistlere teslim edildiğini ilan etti.

Eylül 1949'da doğu Türkistan’daki Müslüman Türk liderler tertip ettikleri toplantıda dış ülkelere göç etmeye karar verdi. Canımhan Hacı, 11 Eylül 1949'da Urumçi’yi terk eden Osman Batur’la buluştu. Kazak halkı 1949 senesinin Eylül ayından itibaren silahlı mukavemete devam etti. 17 Eylül 1949'da Osman Batur valilik görevinden alındı ve yakalanması için peşine birlikler sevk edildi. Osman Batur komünist birliklerine karşı altı ay kadar gerilla savaşını devam ettirmiş, fakat netice itibariyle Gasköl’e hareket etmeye karar vermiştir.

Osman Batur, Çin karşısında tutunamayacağını anlayınca Haziran 1950'de Zindankol’da düşmanıyla yapılan savaştan sonra Makay'a yönelmiştir. Baskın kafilenin dağılmasına sebep olmuş, Osman Batur yanında kalan az sayıda kişiyle 28 ağustos 1950'de Makay’a gelmiştir. Osman Batur, yapılan toplantıda gelecekleri de bekleyerek 1950-1951 kışını Kanambal dağında geçirmeye karar verdiğini açıklamıştır.

 

Osman Batur’un Yakalanışı

Kızıl Çinliler, Doğu Türkistan’ı bugün de olduğu gibi asıl sahiplerine asla bırakmak niyetinde değillerdi. Mücadele yeniden kızıştı. Çinliler on kat fazla asker, silah ve cephaneyle saldırıyorlardı. Osman Batur ve beraberindeki mücâhidler, sayıca kendilerinden 10 kat fazla ve modern silâhlarla donanmış düzenli orduya karşı savaşa devam ettiler. 1949 yılında Osman Batur daracık bir dağ bölgesine sıkışmıştı. Başlangıçta 30 bin savaşçı olan kuvveti 1950’de kadın ve çocuklar dahil 3-4 bine inmişti. Son sığındığı yer Gez Kurt bölgesiydi. Karakışta hayvanlar dağlarda barınamıyor, eteklere inmeye mecbur oluyorlardı. 1951 Şubatında komünistler yine bir baskın hücumu yaptılar. Kazakların büyük bir kısmı yine baskından kurtuldu. Osman Batur’un kızı Azapay’la birlikte birçok kadın-kız Çinlilerin eline düştü. Osman Batur onları kurtarmak için bir geçitte 200 kişilik bir düşman birliğine tek başına hücuma geçti. Çok sayıda düşmanı öldürdü. Ancak cephanesi bittikten sonra Kamambal Dağı’nda yakalandı.

 

Tung-Huang şehrine götürüldü. Ellerinden ve ayaklarından zincirlerle bağlanarak zindana atıldı. Her gün kesintisiz işkence görüyor, kendisine yardımcı olan Türk’leri ele vermesi için sıkıştırılıyordu. Çeşitli işkencelerden sonra bir atın üzerine bindirilip “Doğu Türkistan’ı, Çinlilerden kurtaracağım diyen adamın hâline bakın” diyerek sokak sokak dolaştırdılar. Bu hâlde bile bağımsızlık için mücadele edenlerin yolunu aydınlatacak bir meş’ale idi.

 

Osman Batur her sokakta “Ben ölebilirim ama, dünya durdukça benim milletim mücadeleye devam edecek” diye haykırdı.

 

Çinliler, işe yarayacak bilgi alamayacaklarını anlayınca Osman Batur’u göstermelik bir mahkemeye sevk ettiler. Mahkeme, önceden verilmiş kararı, 19 Nisan 1951 tarihinde açıkladı: “Devrim düşmanlığı suçundan idam...”

 

Karar, 29 Nisan 1951 tarihinde infaz edildi: Urumçi’de önce kulaklarını, sonra kollarını kestiler, daha sonra da kurşuna dizerek şehit ettiler.

 

Doğu Türkistan’ın Milli Kahramanı Osman Batur 20. yüzyılın en büyük mücadelelerinden birini gerçekleştirmiştir. Gençlerimize “bağımsızlık” mirası bırakan bu büyük kahramanı tanıtmamız, anlatmamız üzerimize düşen en önemli görevdir. Gençliğimize rol model yapacağımız 639 yılında Çin’e karşı özgürlük ateşini yakan Kürşat ile 20 yy’da aynı mücadeleyi başlatan Osman Batur’dur.

 

Büyük  Türk milletinin özgürlüğü için mücadele eden bütün kahramanlarımıza rahmet diliyorum. Mekanları uçmağ olsun. 

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Yener Kazan
Nesrin Bulat
Erol Serkan Kılıç
Sami Güler
Dede Bulut
Hidayet Doğan
Sadettin Karalök
Rabia Saylam Taşdemir
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  24 Ocak 2022 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net