30 Kasım 2021 Salı
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Yapılan çalışmalar başarıyı getirdi
Yapılan çalışmalar başarıyı getirdi
KOP Bölge Kalkınma Planı Tanıtım Programı ve Bilgilendirme Çalıştayı
KOP Bölge Kalkınma Planı Tanıtım Programı ve Bilgilendirme Çalıştayı
Cenaze törenine katılan korona virüslü kadın otobüste yakalandı
Cenaze törenine katılan korona virüslü kadın otobüste yakalandı
Kırıkkale'de İhracat ve İthalat Azaldı
Kırıkkale'de İhracat ve İthalat Azaldı
  YAZARLARIMIZ
KİME GÜVENELİM?
28 Haziran 2021 Pazartesi Bu yazı 9205 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

1985-2015 yılları arası otuz yıl doktorlar en ufak rahatsızlığı olan hastaya yoğun şekilde antibiyotik verdi. Ümit Aktaş diye bir doktor çıktı: “İnsan vücudu, sağlıklı yaşamı devam ettirebilmek üzere programlanmıştır. Bağışıklık sistemi vücudun temelidir. İnsanlar bağışıklık sistemini nasıl koruyacağını bilirse hastalanmadan yaşaması ve doktora gitmeden sağlıklarını koruyabilmeleri mümkündür. İyileşmek için kullanılan kimyasal ilaçlar hastalıkları tedavi etmez, sadece belirtileri tedavi eder ki hasta ömür boyu ilaç kullansın. İlaçların tedavi edici özelliğinin yanı sıra vücuda verdiği zararlar vardır. İlaçsız yaşam mümkündür. Günümüzde insanoğlu ilaçsız yaşayamazmış gibi ilaç sektörü tarafından bilinçli şekilde bir algı oluşturuluyor. Oysa insanlar yüzbinlerce yıl boyunca ilaçsız yaşadı. İlaç ve Antibiyotik yoktu. İnsanoğlu bugün “ilaç” olarak adlandırılan kimyasal maddeleri kullanmadı ve hastalıklarını doğal tedavi yöntemleri ile tedavi etti. Antibiyotiklerin, ani kalp ölümlerine yol açtığı, vücuttaki faydalı bakterileri öldürdüğü ortaya çıktı” 

      *

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, namı diğer İHA, doktorlardan şikâyetçi olan doktor, bilim adamı. Kitabı “Rabbim beni doktorlardan koru” Yaptığı açıklamaları olay oldu, bazı meslektaşlarının eleştirilerine maruz kaldı: “Son yıllarda tıp fakültelerine giren öğrenci sayısı arttı. Verilen eğitimin kalitesi düştü... Hastalar hastalık olarak görülüyor. ‘Beyin cerrahıyım, yalnızca beyne bakarım. Kalp, böbrek beni ilgilendirmez’ anlayışı hâkim… Hasta yalnızca bedenden ibaretmişçesine bir muameleye maruz kalıyor, ruhu ne olacak? Hastanın iç dünyasına girmek, elini tutmak, gözünün içine bakarak konuşmak, derdini dinlemek tarih oldu. Bırakın hastasının kalbine başını koyup onu anlamaya çalışan doktoru, hastasının nabzını tutan kaç meslektaşımız kaldı ki? Check up diye bir çılgınlıktır gidiyor. Adam özel bir hastane kuruyor, para kazansın diye dünyanın tahlilini istiyor. Bana da sapasağlam bir hasta getirin, elli tane rahatsızlık bulurum. Hastalığa çare değil, bulunan ilaçlara hastalık bulma felsefesi uygulanıyor... Paranın esiri olmuş, ruhsuz bazı insanlar daha fazla kazanayım diye güzel sesli kızları telefonun başına oturtup günde bin kişiye check up satmaları için çalıştırıyor… Hekimlik ikinci plana itilmiş… Üst solunum yolu enfeksiyonlarında deli gibi antibiyotik yazılıyor. Hiç gerek yok. Özel hastanelerde hastane patronları doktorların üzerinde müthiş bir psikolojik baskı kuruyor. Aylık şu kadar ameliyat, endoskopi, anjiyo yap, stent tak gibi hedefler konuluyor. Baksanız belki de hasta iki kutu ilaçla iyileşecek ama biraz daha para uğruna ameliyat ediliyor. Bunları uygulamak istemeyen doktor ertesi gün işsiz kalıyor.”

      *

Onkoloji Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar; “Ekşimeyen yoğurt”, “Kokuşmayan yumurta”, “45 günde büyüyen tavuk”, “Yakında doktora ihtiyaç kalmayacak”,  “Şikâyetiniz yoksa oranızı buranızı kurcalatmayın”, “Kanser teşhislerinin büyük bir kısmı kanser değildir.”, “Tıp ticarileşmiştir. Tıbbın ticarileşmesi bizim bildiğimiz normal ticarete göre çok vahşice gerçekleşiyor. Hasta elini veriyor kolunu kaptırıyor misali vahşileşme. Bunlar tüccar terzi bile değiller, tüccar doktorlar… Kimse kusura bakmasın bizde sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Tıp eğitimi tam bir felâket. Üniversiteler büyük birer kreş gibi.  Eleştiriyi sağlık sistemi üzerinden yapıyoruz ama bu bütün meslek grupları için geçerli. Aileler çocukları diploma sahibi olsun diye okula gönderiyorlar. Çocuklar okulda zaman geçiriyorlar. Sonuçta bir şey öğrenilmiyor. Okumuyorlar. Buna müdahale etmeye kalktığınızda, karşınıza okul yönetimi çıkıyor çünkü o öğrenciden para kazanıyorlar… 40 yıldır tıpta bir ilerleme yok… Sadece teknoloji ilerledi. Arada bir de iyi bir ilaç çıkıyor. Tam tersine hekimlik becerisi yıllar içinde geri plana düşüyor. Çünkü teknoloji o kadar gelişti ki doktorlarda sonunda teknisyenleşmeye başladı. Günün birinde biri çıkıp da Doktora ihtiyaç yok. Tıp teknisyenliği yeterlidir derse çok yanlış olmaz” gibi açıklamaları ile her üç doktorumuz sağlık sektöründen gelebilecek tehlikelere karşı halkı sürekli uyardı.

      *

Türkiye'de son yıllarda yüksek lisans ve doktora öğrencileri için para karşılığı tez yazma büyük bir pazar haline geldi. (dw.com.tr- 21/02/2019)  DW Türkçe, Google'da aratarak ulaştığı tez yazan yetkili, kendisinin de doktor unvanına sahip bir akademisyen olduğunu belirterek "Ben de tez savunma jürisinde yer alan biriyim. Sekiz yıldır bu işi yapıyorum. İstediğiniz tezi yedi bin lira karşılığında yazarız. Hizmet verdiklerimizin yüzde 70'ini tıp öğrencileri oluşturuyor. Tezlerin en pahalısı tıp tezleridir. Hazırladığımız tezler ayakta alkışlanıyor.”

      *

6764 sayılı kanuna göre parayla tez yazdırmak suç sayılıyor. YÖK, parayla tez yazımını aşırma olarak değerlendiriyor ve parayla tez yazdırdığı tespit edilen akademisyenler bir daha atanmamak üzere meslekten ihraç ediliyor. Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN) Başkanı Dr. Vahdet Özkoçak: “Son zamanlarda parayla tez yazdıranların sayısında artış meydana geldi… Bu etik dışı sorun yıllardır bilinmekte ama Yükseköğrenim Kurulu (YÖK) yaptırım ya da denetimde bulunamamakta…”

      *

Hipokrat (MÖ.460-MÖ 370) Tıbbın babası. İyonyalı (istinköy/Kos) hekim ve filozof. Hipokrat’ın tıp öğretisi ve uygulamaları ahlaki dürüstlük, doğruluk ve insani erdemlerdi. Meslek ahlakını her şeyden üstün saydı. Mesleki etik kuralları tüm dünyada Hipokrat yemini olarak uygulandı. “Doğa en güçlü iyileştiricidir ve doğa hastalıkların hekimidir.”, “Uzun yaşamak için kendinizi heder edercesine yürüyünüz.”, “Uzun yürüyen uzun yaşar.”, “İlacınız yemeğiniz olsun ve yemeğiniz ilacınız olsun.”, “Hastalık yoktur, hasta vardır” gibi sözleri vardır ve Hipokrat’ın en büyük ilacı Kuşburnu’dur. Ayrıca, Latinlerin “Hekim teşhis eder doğa iyileştirir” meşhur sözü vardır. Öte yandan Dostoyevski: “İnsan çaresizlik içinde kalınca bir saman çöpüne bile sarılır.” demektedir.

      *

Sonuç: Şu anda sağlık kuruluşlarında “antibiyotik zararlıdır” ikazı yapan ışıklı levhalar asılıdır. Otuz yıl antibiyotik verende doktor, sonrasında zararlı diyende doktor.

Peki, vatandaş olarak kime güvenelim?

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Yener Kazan
Nesrin Bulat
Cenk Doğan
Şevket ÖZSOY
İsmail Dursun Kuzucu
MESUT ARLIER
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  29 Kasım 2021 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net