30 Kasım 2021 Salı
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Yapılan çalışmalar başarıyı getirdi
Yapılan çalışmalar başarıyı getirdi
KOP Bölge Kalkınma Planı Tanıtım Programı ve Bilgilendirme Çalıştayı
KOP Bölge Kalkınma Planı Tanıtım Programı ve Bilgilendirme Çalıştayı
Cenaze törenine katılan korona virüslü kadın otobüste yakalandı
Cenaze törenine katılan korona virüslü kadın otobüste yakalandı
Kırıkkale'de İhracat ve İthalat Azaldı
Kırıkkale'de İhracat ve İthalat Azaldı
  YAZARLARIMIZ
KÖYÜN İKİ BELASI
26 Temmuz 2021 Pazartesi Bu yazı 8374 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

     1970 yılların başı, Kırıkkale Balışeyh ilçesi, rakımı yüksek bir yayla köyü, bağ bozumu zamanı. Bin dört yüzlü yıllarda uçsuz bucaksız yaylalarında Osmanlı’ya para karşılığı at besleyip satan, mor sümbüllü dağları, yonca, sümbül, gelincik çiçeği, öksüz oğlan, çiğdem çiçekleriyle bezenmiş insanı mest eden, mutluluktan göğsünü kabartan doğa güzelliğine sahip üzüm bağları ve bu bağlarda çalışan yüzlerce kızlı, erkekli köy ahalisi. Budama, çubuk toplama, bağ gözü açma, bağ belleme, ışkın kırma, yaprak toplama, kükürt atma, üzüm kurutma neşeyle yapılan işler yanında çalma, pekmez, haside, pekmez kömbesi, bağ ekşisi gibi çeşitli ihtiyaçların karşılanmasından sonra 4 - 5 tonluk traktör römorklarını dolduran şaraplık üzümler. 50-60 kg. lık küfelerdeki üzümleri yorulmadan küheylan gibi taşıyan köylüler, sevinçleri gözlerinden okunan haddini bilen, birbirine saygıda kusur etmeyen yapıda ve karakterde edep, erdem sahibi doğayla bütünleşmiş uyumlu insanlar.

                O tarihlerde şaraphaneye üzüm satmak köyün en büyük gelir kaynağıydı. Gel velakin köylünün canını sıkan uzun yıllar halledilemeyen bir sorun vardı. Köyün en büyük gelir kaynağı üzüm bağlarına dadanan, yüzlerce kilo üzümleri yiyerek çöpresini dalında bırakan sahipsiz köyün itleri ve bir de önüne gelen köylünün bağından bedavadan üzümleri yiyen üzüm canavarı Habip. Her gün üzüm zamanı gizli gizli omçaların başına oturup bir canavar iştahıyla onlarca üzüm yer, doymak bilmezmiş.

                Bu iki bela yüzünden köy ahalisi üzümler sararıp altın renginde olgunlaşmasını beklediği zaman içerisinde bağlardaki üzümlerin sayısı önemli ölçüde azalmakta bu da bağ sahibi köylünün canını sıkmaktaydı. Köy odalarında ve kerpiç duvarın duldasında günlerce bu konu konuşulur, bir çare aranırdı ama bir türlü akla yatkın bir çözüm bulunamazdı. Bazı bağ sahiplerinin bağ ortasına korkuluk yaptığı, ölmüş inek, öküz kafatası kemiği astığı bile olurdu.

Yine bir gün köylüler kendi arasında konuşuyordu:

—      Yok, arkadaş bu işe mutlaka bir çözüm bulmamız lazım!

—      Elbette bulmamız lazım, yoksa bu gidişle bağda üzüm kalmayacak komşular.

—      Sen ne dersin Haşim emmi bu iş nasıl çözülür?

—      Valla Ekrem bilmem ki, sırasıyla tüfeklerle bekçilik mi yapsak?

—      Yüzlerce bağ aynı anda nasıl beklenecek, bu akıllı bir çözüm değil.

—      Size bir çözüm yolu şöyleyim mi komşular, gelin itlerin tümünü vuralım kurtulalım, ne dersiniz?

—      Bence daha iyisi ne biliyor musunuz arkadaşlar, kırk iti vurmadan bir Habib’i vuralım ondan daha iyi.

*

                Yine aynı tarihlerde Kırıkkale Delice kazası üzüm bağlarıyla meşhur Bektaşi köylerinden birinde yaşanmış bir olay. Köyün ahalisinden bir grup kazancı daha fazla olduğundan üzümlerden pekmez yapar, 18 litrelik tenekelere doldurup, her eşeğin sırtına ikisi sağ tarafa, ikisi sol tarafa olmak üzere dört teneke pekmezi yükleyip köye yakın mesafede olan Çankırı pazarlarında satmak üzere sabahın erken vaktinde yola koyulur pazarda satıp iyi bir gelir elde ederlermiş. Akşama doğru pekmezcilerden birisi diğer arkadaşlarına “siz yavaş yavaş köye doğru gide durun, ben alışveriş yapıp arkanızdan yetişirim” diyerek ekipten ayrılıp, kestirme bir yoldan çok hızlı bir şekilde köylerine yakın ağaçların bol olduğu ormanlı bir bölgede gizlice saklanır, kafasını gözünü eşkıya görüntüsünde bağlar, akşamın karanlığında önlerine çıkıp elinde mavzer “davranmayın yakarım” diyerek kendi yol arkadaşlarını soyarmış. Bu olay arka arkaya birkaç defa olunca pekmezciler durumu anlamış. İçlerinden biri “Ağam bizdensin bizden olmaya amma örfünden bek korkuyom” diyormuş. (Örf: Şekil, şemal, görüntü…anlamında)  

 

*

                Bir gün tilki yavrusuna sıkı sıkıya öğüt veriyordu;
- Bak yavrum, köyün mollasının bağındaki üzümler hariç bütün bağlardaki üzümlerden yiyebilirsin. Sakın sözümü unutma, anladın mı! Aç kalsan bile, mollanın bağını asla aklının ucuna bile getirme...
Şaşıran tilki yavrusu,
- Neden anneciğim, Mollanın bağındaki üzümler zehirli mi? Diye sorar. Anne tilki:
- Hayır çocuğum, Molla, bağındaki üzümü yediğini fark ederse, tilki eti helaldir diye fetva verir, Alimallah neslimizi, soyumuzu, sopumuzu tüketir...

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Yener Kazan
Nesrin Bulat
Cenk Doğan
Şevket ÖZSOY
İsmail Dursun Kuzucu
MESUT ARLIER
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  29 Kasım 2021 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net