27 Ekim 2021 Çarşamba
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Kırıkkale Savunma Sanayiinin Lokomotif Şehri
Kırıkkale Savunma Sanayiinin Lokomotif Şehri
11 Yıldır İhtiyaç Sahiplerinin Yardımına Koşuyor
11 Yıldır İhtiyaç Sahiplerinin Yardımına Koşuyor
Dünyanın en kaliteli tuzunu üretiyoruz
Dünyanın en kaliteli tuzunu üretiyoruz
Yapılandırma Borçlarının İlk Ödemeleri Başladı
Yapılandırma Borçlarının İlk Ödemeleri Başladı
  YAZARLARIMIZ
Arabesk Yaşamlar
03 Eylül 2021 Cuma Bu yazı 2977 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Değerli okurlarım,  bu yazı, 70'li ve 80'li yıllara damgasını  vurmuş olan ve ekonomik sıkıntıların sebep olduğu köyden  kentlere göçün çileli yaşam biçimini anlatan bir kurgudur.
           Derler ki daha dünyaya gelirken  ağlarmış insan. Sanki hayat boyu nelerle, ne acılarla, ne yokluklarla, ne dertlerle karşılaşacağını sezmiş gibi, anlamış gibi. Sonra yavaş yavaş büyür insan, tabi ki dertleri ile birlikte. Sahiden insan büyüdükçe mi artıyor dertleri yoksa büyüdükçe mi anlıyor gerçekleri? 
               Bir lokma ekmek için çıkar daha on beşinde, on altısında, yeni yeni bıyıkları terlerken kader yolcusu gurbetin yoluna. Hayatın onca yükü omuzlarında,  sılada bıraktığı sevdiklerinin  hasreti yüreğinde. Elinde taşıdığı  naftalin kokulu  tahta bavulu kurşundan daha  ağırdır, bu,
bir lokma ekmek için geldiği  gurbetin çıkmaz sokaklarında.  Aman Allah'ım ne cehennemdir ki bu cenneti ararken. Temmuzun ortası,  şehir yanıyor sanki.  Ne yamanmış ekmek davası. Cebine koyduğu beş on kuruşluk kağıt para terden sırılsıklam.Kemiklerine, iliklerine kadar işlemiş otobüs yolculuğunun gün boyu yorgunluğu. Milyonlarca insanın gelip geçtiği insan seli caddelerde yapayalnız ve çaresiz simdi. Ne günahın bedelidir ki, neyin diyeti ödenmekte.  Bir yanı sıla bir yanı gurbet. Ya bir de içerisini dağlayan  Meryem. Evet daha on altısında.  Yıl 1987. Arabesk müziğin fırtınalar gibi  gırtlaktan yüreğe,  gönüllere  kızgın lav ateşi gibi dolup taştığı o yıllar.  Arabesk olurda arabesk sevdalar, arabesk hayatlar olmaz mı?  Acı acı acı. Dört yanı çaresizlik insanın.
              Sevdası ne kadar büyükse, kavuşulması  da o denli imkansız  Meryemlerin.  Ne sevdaların,  ne şarkıların ne de gurbetin hiç birisinin vicdanında,  acıması da yok buralarda.  Bir yanda yokluk  bir yanda yürek sızısı. Gözünde tütse de  sılası  imkanı mı var geri dönmenin. Dönülmezmiş gurbete düşmeye görsün bir kere insan. Daha hayatın ne olduğunu anlamaya çalışırken, hayatın tokadını yemenin ne elem verici bir çile olduğunu anlarmış insan. Hemen kıvrılıp yatacağı bir taş döşek olsa da  yatıp uyusa. Uyuduğu zaman kurtulurmuş dertlerinden insan.  Üç kuruş yevmiye için kardığı  inşaat harcına  biraz su biraz da göz yaşı dökersiniz. Tepenizin tam orta yerinde 39 derece sıcaklık. Yavaş yavaş akşam üstü olmakta. Hafiften bir rüzgar. Uğultusu isyanlarla dolu  bir şarkı sanki. Sıla ne kadar uzak,  ekmek ne kadar uzak,  Meryem ne kadar uzak şimdi.  Yıl 1987. Gecenin tüm karanlığı, tüm ağırlığınca  bastı gurbetin üzerine.
             Kırık dökük tek göz odalı bu gurbet yurdunda kıvrılıp yatmanın vaktidir şimdi.  Saat gecenin  ikisi.131 Doğan taksinin açık penceresinden  boğunuk boğunuk bir şarkı böler bu bitmek bilmeyen geceyi. " Kalbimde ki tatlı sızı  sensin bu gönlümün yazı bakışların öyle güzel  öldürüyor beni nazı.  Gülüm benim gülüm benim,  derdim aşkım canım benim"  Sonra aniden müzik sesi kesilir ve araç, sokağı motor sesi ile inleterek ayrılır oracıktan.
            Yüreği kanamıştır, ciğeri parçalanmıştır. Her şey sılayı hatırlatır.  Sılanın hasreti boncuk boncuk damla olur dökülür gözlerinden çimento torbasından
Yaptığı ve başını koyduğu yastığına.  Öylece uykuya dalar. Yarı boş midesi ve yorgunluktan bitkin düşmüş ter kokulu vücuduyla.
                 Ateşler içerisindedir Meryem. Saçları tutuşur önce,  sonra tüm vücudu. Sırtından başına doğru yükselen alevler tüm bedenini sarar sarmalar. Ne dehşetli bir rüyadır bu. Tek odalı gurbet odasında gecenin kör vakti kulakları sağır eder Meryem'in dayanılmaz çığlıkları.  Hemen can havli ile kalkar, atılır ciğerparesi sevdiğinin üzerine. Bağrına basıp söndürmek ister bu ateş topuna dönmüş sevdiceğini.
           Sabahın ilk ışığı ortalığı aydınlatmaya başlayınca  fark edilir ki bu gurbet yolcusu zavallının cansız bedeni inşaatın dibinde. Sevdiceğini kurtarayım derken fırlatıp atmıştır kendisini yedinci katın boş penceresinden. Kan revan içerisindeki parçalanmış cesedinin  gözlerinden akan iki damla yaşın dili olsaydı da söyleseydi, ölmek mi zor yaşamak mı,  Hasret mi daha zor yoksa gurbet mi ? 

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
İsmail Dursun Kuzucu
Yener Kazan
Nesrin Bulat
Kamil Öcal
Şevket ÖZSOY
MESUT ARLIER
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  27 Ekim 2021 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net