29 Haziran 2022 Çarşamba
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Dışa Bağımlılığı Ortadan Kaldıracak
Dışa Bağımlılığı Ortadan Kaldıracak
Meslek lisesinde ekmek üretimi başladı
Meslek lisesinde ekmek üretimi başladı
Başkanım Mahallemde, Başkana Soruyorum
Başkanım Mahallemde, Başkana Soruyorum
Türkiye Şampiyonu Sporculardan İl Müdürüne Ziyaret
Türkiye Şampiyonu Sporculardan İl Müdürüne Ziyaret
  YAZARLARIMIZ
12 EYLÜL DARBESİ
10 Eylül 2021 Cuma Bu yazı 6492 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

1970’li yıllar sona ererken terör olayları ülkenin tamamına yayılmış, büyük şehirlerde lise, üniversite gençliği, fabrikalarda işçiler, mahallelerde halk çatışmaya başlamışlardı. Bu çatışmalar büyük şehirlerde ideolojik iken, Anadolu’da mezhep ve etnik çatışmalar olarak görülüyordu. Çorum, Sivas, Ordu, Maraş olayları Alevi-Sünni, Kürt-Türk çatışması haline dönüştürülmeye çalışılmıştır. 1980 yılının ilk ayı içinde ölü sayısı 2000’i aşmış, Doç. Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Gün Sazak, Nihat Erim gibi tanınmış kişilerin öldürülmesi, siyasi cinayetlerin sayısı günde 30’a çıkması toplumda infiale sebep oluyordu..

 

Soğuk savaşın yöntemlerinden biri olan terör uygulandığı ülkelerde ki amacı o ülkede karışıklık çıkarmak, istediğini elde etmek için kaos yaratarak ikiye bölmektir. 5000 den fazla insanımızın canına mal olan bu çatışmalarda iç ve dış odakların rolü büyüktü. Özellikle taşradaki çatışmalarda sünnetsiz ele geçirilenler, aynı silahla hem sağcı hem solcu gençlerin vurulması,  ve bir gecede silahlı çatışmaların bıçakla keser gibi durması bu olaylarda dış mihrakların işi olduğunu göstermektedir.

 

Ne oldu da 12 Eylül sabahı bıçak gibi kesildi ?

 

27 Mayıs 1960 darbesi ve12 Mart 1971 muhtırasından sonra 12 Eylül ordunun demokrasiye açıkça üçüncü defa el koyuşu olmuştur.

 

12 Mart 1971 muhtırasından 12 Eylül 1980’e kadar geçen 9 yılda tam 10 hükümet değişmiştir. Bu siyasi istikrarsızlık hiç şüphesiz anarşi olaylarının artmasında önemli etkisi olmuştur.

 

27 Aralık1979’da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Mili Güvenlik Kurul Başkanı olarak bir uyarı mektubu yazdıysa da ne iktidar ne muhalefet bunu kendi üzerine almadı. 6 Nisan 1980’de Fahri Korutürk’ün görev süresinin dolması üzerine bir türlü seçemediler.

 

11 Eylül 1980 gecesi saat 03:00 Ankara tank sesleri ile uyanmış Genel Kurmay başkanı Kenan Evren ve Milli Güvenlik Konseyi üyeleri olan Kara Kuvvetler Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetler Komutanı Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetler Komutanı Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Cilasun ile birlikte Ordu iç hizmetler Kanununda yer alan “ Cumhuriyeti koruma ve kollama” görevine dayanarak ülkenin kardeş kavgası içine düştüğü ve siyasilerin görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle yönetime el koyduğunu belirtti. Sabaha karşı 03:00’de, bayrak harekatı’nı uygulamaya konuldu.

 

Saat 04:00’da milli güvenlik kurulu’nun ilk bildirisi radyodan yayımlandı.

Darbe Uygulanıyor

 

Demokratik hayatın bıçak gibi kesildiği bu hükümet darbesi ile Mili Güvenlik Kurulu’nun yaptığı ilk icraat siyasi parti liderlerini gözetim altına almış, güvenlik gerekçesi ile Ecevit ve Demirel’i Hamzaköy’a Erbakan’ı Uzunada’da gözetim altına aldılar. Türkeş ise ancak üç gün sonra teslim olmuştur.

 

25 Eylül 1980 bütün il genel meclisi üyeleri, belediye meclis üyeleri feshedildi. Belediye başkanların görevlerine son verildi.

 

Ve ilk idamlar 9 Ekim 1980 ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu ve sol görüşlü Necdet Adalı, gencecik fidanları kırdılar, faturası vatansever gençlerimize kesildi. O günkü siyasi yasaklılardan biri daha sonra Cumhurbaşkanı biride Başbakan oldu. Sormak lazım niye yapıldı ? kime yapıldı ?

 

12 Eylül yönetimi Emekli Deniz kuvvetler komutanı Bülent Ulusu’yu hükümeti kurmakla görevlendirmiş 1982 yılında hazırlanan Anayasa halkın % 92 desteğiyle onaylanmış Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

 

Darbeye Türk halkının tepki göstermemesindeki en büyük etkenlerden biride meselelere çözüm bulamayan müflis iktidarlar, iç çatışmalar ve kardeşin kardeşi katletmeleri gibi olaylardır. İhtilalin olgunlaşmasını, meşru hale gelmesini malum güçler beklemişlerdir.

 

Hepimizce malum darbeden ABD haberdar olduğunda Başkan Jimmy Carter’a “your boys have done it” ( Bizim çocuklar işi bitirdi.) demiş olması bu darbenin sahiplerinin kim olduğunu göstermesi bakımından önemli bir ip ucudur.

 

12 Mart nasıl sol örgütleri parçalamak için yapılmışsa, 12 Eylül’de yükselen milliyetçiliğe dur demek, parçalamak için düzenlenmiş özellikle devletin dış politikasını ABD yanlısı yapmak için düzenlenmiştir. Bunu da sonraki süreçte Yunanistan’ın NATO’ya alınması, İktidara getirilen siyasi partinin Amerikancı politikaları, İhtilalin Cumhurbaşkanı yaptığı şahsın bugün Amerikanın savunduğu federasyon hakkında “biz o gün eyalet sistemini düşünmüştük” sözleri bunun en iyi göstergesidir.

 

12 Eylül askeri darbesi sonuçları itibari ile demokrasiye bir yumruk vurmuş her 10 yılda bir yumruk alan demokrasimiz, ihtilalin sonunda antidemokratik yasalarla uzun süre kendine gelememiştir.

 

Apolitik Gençlik

 

1980 öncesi vaat edilen siyasi ve toplum hayatındaki özgürlükler yerine özel hayatta özgürlükler ön plana çıkmış. Bireyselleşme, kültür popülerleşmiş tüketim toplumu ortaya çıkmıştır.

 

Siyasetle uğraşanların başına kötü şeyler geliyor düşüncesi ile gençlerimiz apolitik hale geldi. Bugün ülkemizin geleceğine yön vermesini beklediğimiz gençlerimiz ülke sorunları ile ilgilenmeyen, bireysel düşünen, kendi için yaşayan kişilikler haline geldiler.

 

Darbeler içerisinde demokrasimize en fazla darbeyi vuran 12 Eylül olmuştur. Bilindiği gibi 27 Mayısta siyasi partiler kapatılmamış sadece iktidardan uzaklaştırılan Demokrat Parti mahkeme kararıyla kapatılmıştı. 12 Martta yine kapatılmamış yine mahkeme neticesinde Türkiye İşçi Partisi ve Mili Nizam Partisi kapatılmıştı. 12 Eylül’de ise siyasi partilerin faaliyetleri durdurulmuş bir yıl sonrada hepsi kapatılmıştı.

 

12 Eylül'ün sonuçları

·         650.000 kişi göz altına alındı

·         1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

·         Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

·         7 bin kişi için idam cezası istendi.

·         517 kişiye idam cezası verildi.

·         Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).

·         İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.

·         71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.

·         98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.

·         388 bin kişiye pasaport verilmedi.

·         30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.

·         14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

·         30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.

·         300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

·         171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.

·         937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.

·         23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

·         3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

·         400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

·         Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

·         31 gazeteci cezaevine girdi.

·         300 gazeteci saldırıya uğradı.

·         3 gazeteci silahla öldürüldü.

·         Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

·         13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

·         39 ton gazete ve dergi imha edildi.

·         Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.

·         144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

·         14 kişi açlık grevinde öldü.

·         16 kişi kaçarken vuruldu.

·         95 kişi çatışmada öldü.

·         73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.

·         43 kişinin intihar ettiği bildirildi.

Güya Demokrasiyi “korumak ve kollamak” adına yapılan Türkiye tarihinin en ağır insan hakları ihlallerinin olduğu, kişi hak ve özgürlüklerinin alabildiğine kısıtlandığı, hukuk devleti anlayışının ortadan kalkarak demokrasiye ara verildiği bu dönem aradan 41 yıl geçmesine rağmen tartışılması yaralarının sarılmadığının göstergesidir.

En kötü sivil yönetimin en iyi askeri yönetiminden daha iyi olduğu bilinci ile her şeye rağmen demokrasiye sahip çıkmalıyız. Milletin en iyiyi takdir edeceğini ve bütün meselelerin Yüce Meclis içerisinde çözüleceği inancına sahip çıkmalıyız.

Hele diktatörlüğün hat safhaya ulaştığı şu günlerde demokrasinin sadece darbe döneminde askıya alınmadığını bir kez daha anlıyoruz.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kamil ÖCAL
Yener KAZAN
Sami GÜLER
Şadiye ERYILMAZ
Müfit ASLAN
Ahmet ULUSOY
Dede BULUT
Hidayet DOĞAN
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  28 Haziran 2022 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net