30 Kasım 2021 Salı
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Yapılan çalışmalar başarıyı getirdi
Yapılan çalışmalar başarıyı getirdi
KOP Bölge Kalkınma Planı Tanıtım Programı ve Bilgilendirme Çalıştayı
KOP Bölge Kalkınma Planı Tanıtım Programı ve Bilgilendirme Çalıştayı
Cenaze törenine katılan korona virüslü kadın otobüste yakalandı
Cenaze törenine katılan korona virüslü kadın otobüste yakalandı
Kırıkkale'de İhracat ve İthalat Azaldı
Kırıkkale'de İhracat ve İthalat Azaldı
  YAZARLARIMIZ
ZAMAZİNGO HAYAT – 2
11 Ekim 2021 Pazartesi Bu yazı 7405 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

“Tek başına bir insan yemek yiyorsa orada insanlık ölmüştür.”

Jean Baudrillard - Fransız düşünür, sosyolog, felsefeci.

 

İbrahim Dervişoğlun’dan duyduğum olayı hikâyeleştirdiğim hali: Üniversitenin birinde Akademisyenlerden biri derse girer. Öğrencilerine sorar;

—       İçinizde hiç meşe ağacı gören oldu mu? Kimseden ses çıkmaması üzerine aynı soruyu tekrarlar.

—       İçinizde hiç meşe ağacı gören olmadı mı?

—       Ben görmüştüm hocam? Diyerek bir öğrenci el kaldırır.

—       Nerede gördün bu meşe ağacını?

—       Bizim köyde gördüm hocam.

Hoca kürsüden kalkıp, sınıfı terk edip gider. Öğrencilerolup bitene bir anlam veremezler. Hocayı bulup bu

olayın ne anlama geldiğini sorarlar. Hocaaynen şöyle der:

—       Arkadaşlar ne söyleyeyim size, okuduğunuz okulun yerleşkesinin her tarafı meşe ağaçları ile dolu,

farkındalık diye bir şey var, İnsan yaşadığı yerin farkında olmalı, bu farkındalığı da diğer insanlara tattırmak için elinden geleni yapmalıdır. En yakınında bulunanları bile fark edemeyen öğrenciye ben ne anlatayım.

Bu günkü öğrencinin çoğunun durumu bu halde. Öğrenci paradan, aşktan-meşkten, pahalı otomobilden, sigara içmekten zevk alıyor, dersten zevk almıyor. Parayla tez yazdırıyor. Sadece diploma alma peşinde. Gençler şu anda sorarsan cevap veriyor sormazsan cevap vermiyor. Donanımdan, bilgi, birikimden yoksun, bomboş standart araba gibi. Üç defa dershaneye gidip te üniversite sınavında barajı geçemeyen öğrenci var.

Kapitalist tüketim zihniyeti insanları zehirleyip, maddeci bir yapıya sokup değer yargılarını bitirdi. Algılar, tercihler değişti, beklentiler had safhaya ulaştı. Hayata hiçbir değer katmadan kolay yoldan her şeyim olsun çılgınlığı başladı. Filmler zengin hayatı özendirdi. Emeği,kutsal alın terini, zor olanı kimse benimsemedi.

Eskiden aynı kıza iki arkadaş bakmazdı. Kutsal değerlere aykırı sayılırdı. Şimdi aynı kıza asılmada bir yarış var.

Yıllarca günde 8-10 saat “Kaynana Semra”, “Survivor”, “Yalan rüzgarı” vb. diziler kızlarımız ve kadınlarımızın psikolojisini bozdu. Yozgat’taki, Keskin’deki, Harran’daki kızın yaşadığı hayatla medyada gördüğü bambaşka. Tv.ve internetteki deki hayat cinsel, ruhsal ve duygusal huzursuzluğun kaynağı oldu. Hayatı bunlardan ibaret sayan kadınlarımızafilmlerdeki gördüğü, arzuladığı hayatı kocası sunamadı. Bu da öfke ve şiddet olarak dışa yansıdı. Latin filozof Ovidius: “Kadını mutlu etmek zordur. Çünkü kadınlar dünyevidir, maddecidir, doyumsuzdur. Hiçbir şey tatmin etmez. Her güzelliğe sahip olmak ister. Her kadın hayranlık besler kendi güzelliğine. Kadın almaya doymaz, hep bir şeyler ödünç ister, aldı mı da aklına bile gelmez geri vermek.”sözleri gerçek oldu. Kadın avm’ye gidiyor, giyiyor, almasa bile dokunuyor, vitrinlere bakıyor, seyrederek kendini tatmin ediyor. Sadece harcadığı zaman mutlu oluyor.Evlilikte huzur, eşler arasında uyum, itaat, bağlılık, derin sevgi, tutkulu aşk yok olup boşanmalar had safhaya ulaştı. Sevgi ve neşe kaynağı kadınlarımızın maddi imkânsızlığıgörünümlerini bakımsız, şekilsiz hale getiripdengesini bozup bunalıma sürüklerken, ciddiyet sahibi erkektv.de, pavyonda güzel kadınları görüp beynine ideal güzel kadın algısı yerleştirdi. Şair, yazar, Mehmet Kurtoğlu’nun: “Türkiye’de kimse Aristo olmak istemez ama herkes Kazanova olmak ister.” sözü bunun güzel örneği.

Kapalı, muhafazakâr toplumlardaki mesafe kalktı. Bugün sokakta, işyerinde karışık yaşıyoruz. Genç kızlarımız annemizin yaşadığını yaşayamıyor. Pantolon giyiyor diskoya gidiyor, arkadaşları var. Anneler kızını dans ve pop müzik yarışmasına katılması için birbiriyle yarışıyor, soyunduruyor. Babasının açık görüşlü olmasını istiyor. Bunun önüne hiçbir radikal karar geçemiyor. Dünyanın birçok yerinde bazı gençler iphone alacağım diye bedenini, böbreğini sattı. Cinsiyet duygusu zorunlu ihtiyaçların önüne geçti. Her şeye karşı bakış açımız tamamen değişti. Yeni hayat düzeninde kızlar, kadınlar kullanılıyor. Düne kadar kadını dışarı çıkarmayan, çalışan kadına kötü gözle bakan toplum birden kadınını dışarı çıkardı. Kadın baskın hale geldi. Bu günkü ortamda erkeğin rolü daraldı. Erkek çok zor şartlar altında ama bayan ayakta kalabiliyor. Ağır yükü erkek çekiyor. Eve geliyor huzuru bulamıyor. Kız, kadın; deniz, balayı, piknik, gezmek, almak istiyor. Toplum da erkeğe “sen eskide kaldın” diye itekleyip karizmasını bozdu. Darvin “uyumlu olan ayakta kalır”, Din, peygamber “uyumlu evlilik yapan cennetliktir” dese de kadına şiddet sürekli arttı. Kadının bitmez tükenmez istekleri bu süreci hızlandırdı. Süreç çok hızlı, gittikçe Batı toplumuna benziyoruz. Kanunsuz kişilerin sayısı gün geçtikçe çoğalıyor. Bunun sonucu ne getireceğini kestiremiyoruz.

                Bir kısım insanımız kendini huzura, mutluluğa erdirecek kurtarıcı, tutunacak dal arar hale geldi. Avam oruç tutup, kurban kesip, namaz kılıp, zekât verip “Orucumu tuttum, namazımı kıldım, kurbanımı kestim” diyerek huzura erdiğini zannetti ama yine de acısını, ıstırabını dindiremedi. Evi, yazlığı, arabası, parası olan insan bile mutsuz.

Küresel ölümcül hastalık ta olsa insanlar konforundan asla vazgeçmedi. Herkes sağlık ve lüks arıyor. Güvenliği, parkı, otoparkı, çayırı, çimeni, sıcak suyu olan site tarzı, havuzlu evde yaşama peşine düştü.Eski kadın ve erkek tipi değişti.Zenginde, fakirde cep telefonu kullanır, aynı gömleği giyer, geliri düşük amele bile Amerikan sigarası içerhale geldi. Toplum ahlaki ve genel kabul görmüş geleneksel değerlerden uzaklaştıkça ülkede huzursuz, mutsuz, psikolojisi bozuk yığınlar oluştu.

      İşveren, kendim, eşim, çocuklarım trilyonluk evlerde otursun, trilyonluk arabalara binsin ama işçim asgari ücretle çalışsın, üç işi yapanın yerine bir işçi çalışsın, sigorta primlerini devlet ödesin tarzında acımasız düşünceye saplandı.

      İnternet, digital teknoloji dünyayı bütünleştirdi, küçülttü. Erotizm, para, akıllı telefon, lüks gibi yeni din yeni tanrılar yarattı. Devlet medyada radikal kararlar alsa da toplum, gençler, insanlar bildiğini okuyor. Bugün doğru olan yarın yanlış oluyor. En büyük kâbus teknolojik kâbus. Bu hızlılık çok hızlandı.Bu yıkıcı medya ve teknolojik hızda insan olarak ayakta kalabilmek çok zor.  Toplu halde yok olmaya doğru gidiyoruz.Bu günkü insan dünden daha mutsuz.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Yener Kazan
Nesrin Bulat
Cenk Doğan
Şevket ÖZSOY
İsmail Dursun Kuzucu
MESUT ARLIER
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  29 Kasım 2021 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net