04 Ekim 2022 Salı
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Kırıkkale Belediyesi, Tam Bana Göre Festival’ine katılacak
Kırıkkale Belediyesi, Tam Bana Göre Festival’ine katılacak
Cam ve Mozaik Kırıkkale Hayat Buluyor
Cam ve Mozaik Kırıkkale Hayat Buluyor
Müzisyenlerimiz,müzik kutusu değillerdir
Müzisyenlerimiz,müzik kutusu değillerdir
Civelek Şampiyona İçin Yardım Bekliyor
Civelek Şampiyona İçin Yardım Bekliyor
  YAZARLARIMIZ
Türkçenin İlahi Sesi YUNUS EMRE
05 Ocak 2022 Çarşamba Bu yazı 7635 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Yunus Emre Türk kültür tarihinde çok önemli bir şahsiyettir. Çünkü o, tarihte kendini aşan bütün bilgeler gibi zihinlerde, gönüllerde ve anadili Türkçe’de yeniliklere imzâ atan kurucu bir şahsiyettir. Onun önemini anlayabilmek için ortaya koyduğu eserlerine bakmak yeterlidir.

Yunus Emre’nin destânî hayatına dair ilk ve en geniş bilgi Uzun Firdevsî’nin (ö. 918/1512) yazdığı Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî’de yer almaktadır. Buna göre Yunus Sarıköy’de yaşayan, çiftçilikle geçinen fakir bir kişidir. Önce buğday almak üzere Suluca Karahöyük’e gider, bir süre Hacı Bektâş-ı Velî’nin yanında kalır, geri döneceği sırada buğday yerine Hacı Bektaş ona “nefes” vermeyi teklif eder. Fakat Yunus buğdayda ısrar edince kendisine dilediği kadar buğday verilerek yolcu edilir. Köyüne yaklaştığı sırada gafletinin farkına varan Yunus, buğdayın bir gün tükeneceğini, nefesin ise tükenmeyeceğini düşünerek tekrar tekkeye döner. Hacı Bektaş-ı Velî’den manevî nasip ister. Durum Hacı Bektâş-ı Velî’ye bildirilince o, “Bundan sonra olmaz. Biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre’ye verdik, varsın nasibini ondan alsın” der ve onu Tapduk Emre’ye gönderir. Yunus da Tapduk Emre’nin yanına varıp durumu ona anlatır. Tapduk Emre halinin kendisine manen bildirildiğini, hizmet etmesi durumunda manevî nasibini alacağını söyler. Yunus dergâha kırk yıl boyunca odun ve su taşır. Erenler meydanına eğrinin yakışmayacağı düşüncesiyle tekkeye sadece düzgün odunları getirir. Bu arada şeyhi Tapduk Emre’yle birlikte veya yalnız olarak Anadolu, Azerbaycan ve Rûmeli’nde seyahatlere çıkar.

Kaynaklarda Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Yunus hakkında, “manevî makamların hangisine çıktımsa orada Türkmen Yunus’un izini gördüm.” dediği söylenir. Halk rivayetine göre Yunus üç bin şiir söylemiştir. Daha sonra bir gün Molla Kasım adlı softa biri dinî kurallara aykırı bulduğundan şiirlerinin bin tanesini yakmış, bin tanesini suya atmış, kalan 1000 şiiri okurken kendi adını görünce pişman olup tövbe etmiş ve Yunus’un velîliğine inanmıştır. Bu beyit şöyledir:

Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme

Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir

Halk arasında derler ki yakılan bin şiir gökte melekler, suya atılan bin şiir balıklar, kalan şiirler de insanlar tarafından okunmaktadır.

Yaşadığı Dönem

 Yunus Emre 13. ve 14. asırda yaşayan bir Türk İslâm mutasavvıfıdır. O, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahî Evren, Seyyid Mahmud Hayrânî gibi büyük Türk İslâm bilgeleriyle aynı asırda yaşamıştır. M. 1240 veya 1241 yılında Orta Anadolu’da Sivrihisar’ın Sarıköy beldesinde doğan Yunus (1320 veya 1321) yılında seksen yaşlarında aynı yerde vefat etmiştir.

Eğitimi

Yunus şiirlerinde “ne elif okudum ne cim” yani “alfabe okumadım” der. Yine “O dost bana ümmî demiş hem adımı Yunus komuş” dizelerinde ümmî olduğunu açık bir şekilde söylese de Fuat Köprülü, Abdülbaki Gölpınarlı ve Faruk Kadri Timurtaş gibi yakın dönem araştırmacılarından bazıları onun medrese eğitiminden geçmese bu eserleri yazamayacağını, dolayısıyla mutlaka bir eğitimden geçmiş olduğunu ifade ederler.

Vefatı

81 veya 82 yaşında 1321 senesinde vefat etmiştir. Diğer taraftan Anadolu’nun pek çok yerinde ve Azerbaycan’da Yunus’a ait mezar ve makamlar mevcuttur. Bu makamlar Yunus’un seyahat ettiği yerlerde zikir ve sohbet meclislerine katıldığını, çok sevildiğini ve oralarda hatırasının yaşatıldığını gösterir. Muhtemelen bazı seyahatlerinde mürşidi Tapduk Emre ile beraber bulunduğundan bu makamlarda her ikisinin de hatıraları yaşatılmıştır.

Anadolu’da Yunus’un mezarının bulunduğu söylenen yerler şunlardır: Eskişehir’in Mihallıçcık ilçesine bağlı Yunus Emre mahallesi, Karaman, Aksaray Ortaköy, Bursa, Manisa Kula Emresultan mahallesi, Erzurum Dutçu (Düzcü) köyü, Isparta Keçiborlu, Afyon Sandıklı, Ankara Nallıhan Emremsultan mahallesi, Ünye ve Sivas. Ayrıca Azerbaycan’ın Gâh bölgesinde de bir makam mevcuttur. Bunlardan ilk üçünün Yunus’un gerçek mezarı olduğu iddiaları gündeme gelmiş ve bu iddialar zaman zaman büyük tartışmalara yol açmıştır. Pek çok kaynakta Yunus’un mezarının Sivrihisar yakınlarındaki Sarıköy’de (şimdiki adıyla Yunus Emre mahallesinde) olduğu belirtilmektir. Sarıköy’deki mezar Ankara-Eskişehir demiryolu hattının yapılması sırasında 6 Mayıs 1946 tarihinde açılmış, kabirdeki kalıntılar geçici mezara nakledilmiş, 1970’te yeni yapılan bir anıtmezarla bugünkü yerine getirilmiştir. Yunus’un gerçek mezarı burasıdır. Diğer mezarlar ya Yunus’a atfedilen birer makam veya başka Yunuslara ait birer türbedir.

Eserleri

Yunus Emre’nin bilinen iki eseri vardır. Her ikisi de manzumdur.

1. Risâletü’n-Nushiyye “Risâletü’n-Nushiyye/Öğüt Kitabı M. 1307 yılında mesnevî nazım şekliyle yazılmıştır. Tamamı 600 beyittir. “Öğüt Kitabı”, Yunus’un manevî yolculuk yapan tâliplere yani seyr ü sülûk ehline öğütlerini içerir. Şairin ilâhîlerine nisbetle daha az şiiriyete sahip bir eserdir. Anadolu sahasında yazılmış tasavvufî içerikli ilk öğüt kitaplarından biridir. Kitapta nefsin öfke, kıskançlık, kin ve kibir gibi huylarıyla mücadele yöntemleri altı başlık altında, sembolik bir üslupla işlenir. Bunlar sırasıyla şöyledir:

Rûh ve Akıl,

Kibir ve Kanâat,

Buşu (Öfke) ve Gazâb,

Sabır,

Buhl (Cimrilik) ve Hased (Kıskançlık)

Gaybet (dedi kodu) ve Bühtân (yalan).

2. Dîvân Yunus’un dîvânı Risâletü’n-Nushiyye ile birlikte 1307 senesinde tertip edilmiştir. Bugün elimizde bulunan dîvânların en eskileri 14. yüzyılda yazıya geçirilmiştir. Daha sonraki dönemlerde çoğaltılan dîvânlara “Yunus” mahlaslı başka şairlerin şiirlerinin de karıştığı görülür. Yunus’un ilâhileri daha söylenip yazıldığı günden itibaren dilden dile dolaşmaya, ezberlenip okunmaya başlanmış, XIV. yüzyıldan itibaren de Rûmeli abdâlları (dervişleri) vasıtasıyla Osmanlı fetihlerine paralel şekilde bütün Türk-İslâm coğrafyasına yayılmıştır. Akıncı ocaklarında ve zâviyelerde besteli Yunus ilâhîlerinin okunduğu bilinmektedir. Onun etkisi günümüzde de devam etmektedir. Yunus özellikle Türklerin yaşadığı coğrafyada birlik, sevgi ve ahlak felsefesinin ortak dili olmuştur.

Yunus’un tesbit edilen 417 şiiri bulunmaktadır. Bu sayı yeni araştırmalarla azalıp çoğalabilir. Şiirlerini genellikle hece vezni ile yazmıştır. Anadolu’da derlenen ilk şiir kitabı ona aittir. Nitekim Yunus Emre ile birlikte “ilâhî ilhâm”la şiir yazan mutasavvıfların şiir kitaplarına “Dîvân-ı İlâhiyât” denmiştir. ”İlâhî” saf bir Allah aşkı ile içine hiç bir nefsî arzu karışmamış şiir demektir. Ayrıca Yunus Emre’den bu yana “ilâhî” bir musîkî terimi olarak da kullanılmıştır. Yunus Emre, yazmış olduğu şiirleriyle Batı Türkçesi yahut Oğuz Türkçesi de denilen Eski Anadolu Türkçesi’nin edebîleşme evresinde çok önemli rol oynayan ilk Türk şairidir. Onun kullandığı kelimeler ve ifade kalıpları, bunlara yüklediği anlamlar ve mecazlar Türkçe’nin edebî bir dil haline gelmesi yolunda büyük bir merhaledir.

Yunus’tan önce sözlü bir edebiyat varsa da Batı Türkçesi’yle ilk ve en güzel şiirleri Yunus ortaya koymuştur. O, şifahî birikimden de yararlanarak dili sanatkârane bir üslûpla işleyip Türkçe’de yepyeni bir tasavvuf dili oluşturmuştur. Yunus’un döneminde halka mâlolmuş bazı Arapça ve Farsça kelimeleri kullanmış, bunları kullanırken de çoğunlukla Türkçe fonetiğe uyarlamıştır. Ayrıca onun dîvânında günümüzde kullanılmayan (arkaik) birçok kelime mevcuttur. Şiirlerinde dönemin kültürünü yansıtan dinî terim ve kavramların yanında çok sayıda halk söyleyişi ve deyim de vardır.

Düşünceleri

 Yunus Emre Türk tasavvuf edebiyatı sahasında kendi adıyla anılan bir üslûbun kurucusudur. O, Türkistan’da Ahmed Yesevî ile başlayan hikmet geleneğini Anadolu’da ilâhîleriyle devam ettirmiştir. O az kelimeyle çok şey ifade eden bilge bir şairdir. Bu sebeple kendinden sonra yüzlerce şairi etkilemiştir. İslâm dininin hakikatini derinden kavrayıp yaşamış olan bu büyük gönül, ilâhîlerinde aşkın verdiği coşkuyla bütün insanlığı sevgiye, kardeşliğe, merhamet ve şefkate, birliğe, eşyanın gerçeğine davet etmiş, onlara, insan olmanın, kendini bilmenin, Hakk’a ulaşmanın yollarını anlatmıştır.

Yunus bir İslam mutasavvıfıdır ve nefis terbiyesinden geçerek sevgiye ve bilgiye ulaşmıştır. Gerçekte Yunus’un sevgi temeli üzerine kurulu düşünce dünyası insanı ve eşyayı sevme noktasında kalmayıp Allah sevgisine uzanır. Şiirlerinde çevresinden, doğadan, insanî değerlerden bazı örnekler verse de Yunus hiçbir zaman dünya arzusu içinde olmamıştır.

Sonuçta Yunus’un şiirleri nefs terbiyesinden geçerken dilini de gönül dili haline getirmiş bir erenin şiirleridir. Bu sebeple Türkçe’nin “İlâhî” sesi olmuştur Yunus.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Yener KAZAN
Şadiye ERYILMAZ
Sami GÜLER
Hidayet DOĞAN
Ömer ŞENGÜL
Sadettin KARALÖK
Ahmet ULUSOY
Rabia Saylam TAŞDEMİR
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  03 Ekim 2022 Pazartesi
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net