29 Haziran 2022 Çarşamba
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Dışa Bağımlılığı Ortadan Kaldıracak
Dışa Bağımlılığı Ortadan Kaldıracak
Meslek lisesinde ekmek üretimi başladı
Meslek lisesinde ekmek üretimi başladı
Başkanım Mahallemde, Başkana Soruyorum
Başkanım Mahallemde, Başkana Soruyorum
Türkiye Şampiyonu Sporculardan İl Müdürüne Ziyaret
Türkiye Şampiyonu Sporculardan İl Müdürüne Ziyaret
  YAZARLARIMIZ
DOĞRU BİRDİR
04 Nisan 2022 Pazartesi Bu yazı 4205 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

 

“Savaştan kaçmış bir millete, tarihini savaşarak

kanıyla yazmış bir milletin vatandaşlığı verilemez”

Cüneyt Arkın

 

      Hiv, Sars, Mers, Hanta, Kuş Gribi, Domuz Gribi, Covit, Omigron, Müsilaj, Kırmızı Yosun, Kutupların erimesi, Kuraklık, Gıda krizi, Hava kirliliği… Belanın biri bitiyor diğeri başlıyor. Su, tabiat, deniz, hava, çevre tüm dünya insan eliyle kirletildi ve insanın kendisi de kirlendi. Mikropların, virüslerin, hastalıkların hepsi insanın kirlettiği doğanın intikamı. İnsanlık kendi yarattığı görünmez belanın gazabına uğradı. İnsan düzelmeden hiçbir şey düzelmez.

      Öte yandan hastalıklı, arızalı, faydasız, vasıfsız, niteliksiz, işsiz, mesleksiz, milyarlarca kuru kul yığınları çekirge sürüsü gibi çoğalıp, ülkelerinden taşarak gelişmiş, durmuş oturmuş, sistemini rayına koymuş ülkelere yayıldı. Kontrolsüz şekilde çoğalmış sorumsuz, faydasız kuru kul yığınları gittiği ülkelerin de yapısını bozdu.

      1950 yılında 2 milyar 661 milyon olan dünya nüfusu 8 milyara, 21,2 milyon olan Türkiye nüfusu mültecilerle birlikte 100 milyona dayanmıştır. Tarımda 7 ülkeden biri olan Türkiye bugün buğdayı, arpayı, samanı, mısırı, mercimeği dahi dışardan ithal eder hale gelmiştir. Kontrolsüz ve aniden artan nüfus yangını, artan insan çeşitliliğiyle birlikte şehirler, caddeler insan, otomobil yığınlarından geçilmiyor. Trafik, gürültü, serseri kurşunu, acemi sürücü, uhucu-balici, kadın katliamcı, tacizci ve tecavüzcünün ardı kesilmiyor, her gün yeni bir vaka, yeni bir cinayet haberleri.

      Romanyalı filozof Emil Michel Cioran’ın “insan yeryüzünün kanseridir”, Dahi düşünür Cemil Meriç’in, “İnsan her çağda vahşidir”, Aziz Pavlus’un “Dışkı ile sidik arasından doğmuşuz” sözleri çok anlamlıdır.

      Son günlerde ülkemizde “herkesin bir doğrusu var” diye bir kanaat oluştu. Ancak “doğru birdir, iki doğru olmaz, iki yanlış bir doğru etmez” kâinatın kuralıdır.

      Ukrayna halkı Rus saldırısı karşısında birbiriyle kenetlendi, kırk bir yıl önce bağımsızlığına kavuşmasına, tüm imkânsızlıklarına rağmen gencecik, gelinlik çağına gelmiş kızları dahi dünyanın en süper düzenli Rus ordusuna karşı savaşmak için silaha sarıldı. Çeşitli ülkelerde yaşayan yirmi milyon Ukraynalı işini bırakıp, savaşmaya ülkesine geldi. Çoğu canıyla büyük bedel ödedi. 

      İslam dininde “Vatan namustur, uğruna ölünecek bir değerdir” yolunda ayetler, hadisler, içtihatlar vardır. Savaşlardan kaçanlar vatan haini sayılıp yok edildiklerine dair tarihi kayıtlar vardır. Atalarımız da yüzlerce savaşta ölümü göze alıp savaşarak vatanına sahip çıkmışlar, ülkesini terk etmemişlerdir.

      Suriye’nin milyonlarca halkı ise 1300 işit teröristi önünde bir gün bile savaşmadan vatanını terk edip yaşam koşulları daha iyi olan AB ülkelerine ve ülkemize kaçarak sığınmışlardır. Kendi ırkından, soyundan olan Arap ülkeleri ve Yemen, Arabistan, Habeşistan Afganistan, Bangladeş vb. İslam ülkelerine sığınmamışlardır. Hiçbir bedel ödememişler, yokluk çekmemişler, ekmek elden su gölden yaşamlarını sürdürmüşlerdir.                         

      Ülkemize faydalarından çok zararları dokunmuştur. Milyonlarca asgari ücretle çalışan işçilerimizi işinden etmiş, Urfalı çapa işçilerimizin yevmiyesini yarıya indirmişler, güvenlik, toplumsal huzur kökünden sarsılmıştır.  

      Yurdum insanı her konuda olduğu gibi yine sığınmacılar konusunda ikiye bölünmüştür. “Her yönüyle ülkeye zararlı” diyenler, “Onlara sahip çıkacağız” diyenler. Ancak bir gerçek var ki ikincisini söyleyenler kendi servetlerini, parasını harcayıp onlara yardım etmemişlerdir. Devletimizin birikmiş değerlerine güvenerek, onları harcamışlardır.

      Ülkemiz insanın %90’ı: “Sayısı on milyona yaklaşan sığınmacılar ilelebet ülkemizde kalamazlar, kontrolsüz şekilde çoğalarak demografik yapımızı bozmaktadırlar, 12 yıldır özveriyle baktık, ülkelerinde savaş kalmamıştır, bayramlarda gidip aylarca kalabilmektedirler, demek ki tehlike yok, kültür yapısı itibariyle kendi topraklarında uyum sağlayıp rahat edebilirler” düşünceleriyle gitmelerini istemektedirler. 

      Zengin AB ülkelerinin topraklarına sığınmacı almamak için büyük mücadeleler vermesi,

      Yunanistan’ın, ülkesine sığınmacı almamak için acımasızca yaptığı cinayetler çok düşündürücüdür.

      Dünyaya hükmetmiş 2200 yıllık Büyük Roma Kavimler Göçüyle yıkılmıştır, büyük imparatorluklar göçlerle, parçalanmış tarihten silinmişlerdir.

      İslam sosyoloğu, tarih felsefeci, siyasetçi İbni Haldun: “Her medeniyetin bir zirvesi ve düşüşü vardır. Tarihsel gerçeklik bunu göstermiştir. Devletlerin kuruluş ve çöküşü, yıkılışları rastlantısal değil, bazı nedenlerden dolayı kaçınılmazdır. Çok kimlikli, çok mezhepli toplumların ömrü az olur. Geçmişteki imparatorlukların, hanedanların yıkılmasına yol açan nedenler değişmez, bugünde geçerlidir, gelecekte de aynı yıkımlara yol açar. Bu devletlerin çöküşünde ekonomik, siyasal, mali ve toplumsal yapı, birlik-beraberlik, dayanışma duygusu ile ahlaki yapının zayıflayıp toplumun bireyselleşerek dejenere olması, entelektüel ve bilimsel faaliyetlerin gerileyişi, kültür farklıklarından doğan çatışmalar, iç kargaşa ve ihtilafların yanı sıra ülkenin mahvına yola  açacak sürekli dış göç, güvenliğin zayıflaması, nüfusun artması vb. çöküşün nedenleridir. Bu durumdaki devletler ya mağlup olur ya da güçlü bir devletin himayesine girer. Bu döngüsel süreç sürüp gider.” sözü hakikattir.

      On milyonu bulan ve 12 yıldır büyük bedeller ödeyerek beslediğimiz sığınmacıları ilelebet sırtımızda taşıyamayız, hiçbir ülke taşıyamamıştır, taşıyamaz da. Hem onların iyiliği hem de ülkemizin güvenliği, menfaati için kendi yurtlarına gönderilerek, orada her türlü insani yardım yapılması en akıllı yöntemdir.

      Türkiye, sığınmacı sorununu halletmeden ne işsizliğini ne ekonomisini ne kalkınmasını ne toplumsal huzurunu sağlayabilir ne refahını artırabilir ne de bozulan demografik yapısını düzeltebilir.  

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kamil ÖCAL
Yener KAZAN
Sami GÜLER
Şadiye ERYILMAZ
Müfit ASLAN
Ahmet ULUSOY
Dede BULUT
Hidayet DOĞAN
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  28 Haziran 2022 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net