30 Haziran 2022 Perşembe
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Kırıkkale'den Beklentimiz Yüksek
Kırıkkale'den Beklentimiz Yüksek
Duman ve Çelik, İYİ Parti'de
Duman ve Çelik, İYİ Parti'de
ECTASY Uyuşturucu Hap Ele Geçirildi
ECTASY Uyuşturucu Hap Ele Geçirildi
Yaz Spor Okulları Açıldı
Yaz Spor Okulları Açıldı
  YAZARLARIMIZ
Bizimde Türkülerimiz Vardı
27 Nisan 2022 Çarşamba Bu yazı 2461 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Sanat, içerisinde yaşadığı topluma göre şekillenir. Diğer bir ifadeyle sanat toplumun aynasıdır. Toplum içerisinde vuku bulan her çeşit yozlaşma doğrudan sanata yansır. Bu özelliği ile sanat bir ulusun adeta röntgenidir.

             Kitlesel dejenerasyonların baş döndürücü bir hızla süregeldiği günümüzde insan karakteri ve ahlaki yapısında aynı hızla kötüye giden bir biçim kazanmaktadır. Eğitim kurumlarında eğitimden önce at yarışlarına hazırlar misali ezberci öğretimlerin baş tacı edildiği çarpık eğitim politikalarının öncülüğünde ahlaki ve kültürel yozlaşmalara çanak tutulur adeta.

              Sanat, insanın iç dünyasını yansıtan bir yaşam alanı olduğundan insanın ruh hali resme, müziğe, heykele, tiyatro ve sinemaya da aynen yansır. İkinci dünya savaşı sırasında Alman veya Sovyet ressamlarının fırçalarından tuvale vurulan çizgilerde acıyı ve dehşeti görmemeniz mümkün değildir. Fırçaların ucu adeta bir jilet gibi keskin ve tuval üzerinde mürekkep yerine kan, su yerine gözyaşı kullanılmıştır sanki. Karanlık, zindan misali bir karanlık hâkimdir iç dünyasına sanatçının. Komedinin yerini trajedi,  kahkahaların yerini acı çığlıklar almıştır. Tiyatroda sahne bir savaş meydanı ve salon keskin bir barut kokusuyla genizleri yakmaktadır. Sinemada beyaz perdeye kan sıçramış ve her sahnesi ölüm kusmaktadır filmlerin.

                  Yüksek kültürlü, refah düzeyi ileride olan eğitimli medeni toplumların sanatsal alanlarındaki kaliteyi de anında fark edersiniz. Huzur ve refah düzeyi yüksek olan iyi eğitimli milletler,  sanatın her dalında ışığı ve istikbali yakalamış olmanın heyecan ve mutluluğu ile resimde beyaz tuval üzerinde fırçayı bir balerin sanatçısı edasıyla dans ettirirken heykeltıraş çelik gibi sert bir taşı hamur gibi yoğurup taşa bir ruh ve can katar. Müzisyenlerin notalarıyla vücut bulan ezgiler geçmişten bugüne bugünden de geleceğe müjdeler haykırır. Tiyatroda, sinemada iyi ve güzel olan ne varsa insanı mutlu eden sahne gümüş tepsiler içerisinde sunulur izleyicilerine.

                 Dikiş tutmayan eğitimler, önce umutlarını ve beklentilerini altüst eder ülke insanlarının. Umutsuzluk kitleleri büyük bir boşluğa iter. Boşluk ise tüm manevi değerleri bir kanser gibi kemirmeye ve çürütmeye başlar. Çürümüş, pörsümüş ruh hali önce günlük yaşam ilişkilerini bitirir ve yalnızlaştırır insanların tüm maneviyatını. Milyonlar içerisinde tek başına dolaşıp duran uyurgezer insanlar türer birden. Böylece beton yığınları içerisinde yaşayan ölüler mahallelerini inşa etmiş oluruz hep birlikte. Manevi boşluk bir kanser hücresi gibi önce sanata sıçrayıp metastazını yapar. Müzik belden aşağı ve argonun, küfürün dört nala koşuştuğu bir beygir gibi yozlaşarak sinemayla, tiyatroyla ve sözüm ona stand-up sanatıyla yarışır burun buruna. İçerisinde küfrün ve hakaretin olmadığı şarkılar dinleyici bulamaz, açık saçık sahnelerin ve ağız dolusu küfürün olmadığı sinema filmleri ve güldürü programları da seyircisiz kalır. İhanetin, kalleşliğin, birbirini başkalarıyla aldatmaya dayalı sözüm ona aşkın ve her çeşit entrikanın, yalanın, dolanın üç kâğıtçılığın dolu dolu işlendiği sahnelerin yağmur gibi yağdığı televizyon dizileri ise koca bir ülkenin nüfusunun %80 ini ekranlara bağlar saatlerce.

               Hani bizim de türkülerimiz vardı toprak kokan, şiirlerimiz vardı ana sütü gibi sıcacık ve şefkatli dizelerden oluşan. Çiçeklerimiz vardı alı, yeşili, moru ve beyazıyla, heybetli ve başı dumanlı dağların eteğinde rüzgârın önünde dans eden kır çiçeklerimiz. Ninnilerimiz vardı kınalı beşiklerde mışıl mışıl uyuyan bebeciklere fısıldadığımız. Ağıtlarımız yürekler yakardı gurbete gidip de geri dönmeyenlerin,  gurbette ölenlerin ardından yaktığımız ağıtlar.

             Derhal geri istiyoruz hoyratça çalıp götürdüğünüz, gaspettiginiz tüm güzelliklerimizi geri istiyoruz. Çağın katranıyla kapkara olmuş ellerinizi sakın sürmeyin beyaz papatyalarımıza. Gölge etmeyin umutlarımıza. Hasretiz güle, nergise, sümbüle. İki mısralık köy türküsü ile de anlatırız biz sevdalarımızı. Yeter ki sevdalar yalansız ve riyasız olsun...

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Kamil ÖCAL
Yener KAZAN
Şadiye ERYILMAZ
Müfit ASLAN
Ahmet ULUSOY
Dede BULUT
Hidayet DOĞAN
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  29 Haziran 2022 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net