___________________________________Aklımda kalanlar

…..

Yolun hemen yanında Kocatepe’nin alt yamaçları

başlardı ki tam burada bizim ve amcalarımın

‘’Bağdamları’’ sıra sıra diziliydi. Baharın sıcak günleri

başlayınca yaylaya göçülürdü. Tek gözü olan bu

bağdamlarında kalırdık. Derme çatma çamurdan

sıvası bile olmayan taş duvarları vardı. Şimdi düşü-

nüyorum da bu taş duvarların içinde ne yılanlar ne

çayanlar yaşardı da biz yine de korkmazdık. Çünkü

ebem vardı başımızda dağ gibi. Biz 7-8-10 yaşların-

daki torunlarını başına toplar işte bu bağdamlarının

birisinde hep birlikte kalırdık.

.

Tarla tapanın en yoğun olduğu günlerde büyükler

hep işte güçtedir. Kimi ekin biçer, kimi düven sürer,

kimi de köy dışına çalışmaya gitmiştir…

Ebem ve torunları bağ beklerler, orada yatıp kalkar-

lardı. Ancak yanlarında bir büyük olmalıydı. Yetişkin

biri korkmasınlar diye her gün yanlarına giderdi.

O gün belli ki kimse yok.

En küçük ancak en otoriter amcam Hacı:

-Sabit dedi, korkmasınlar bugün sen git

çocukların yanına…

Hiç gönlüm olmasa da ’’korktu demesinler’’ diye;

-Olur emmi, gideyim dedim.

Gün batmaya yakındı. Eşeğimizi çıkardım. Anam,

heybesini attı üstüne:

-Haydı gurban olurum, heç gorkma… Yollarda

geç galma, gıvrak gıvrak get, dedi…

.

Korkuyor muydum? Kesin emin değilim ama bir

gururluydum ki… Orta birden ikiye o sene geçmiş olan

ben, işte şimdi büyümüştüm. 13 yaşındaki ben ebemi,

kardeşlerimi ve emmi çocuklarımı beklemeye gidiyor-

dum, korkmasınlar diye…

.

Bizim bağlar köye 2,5 km filan. Türkü çığırarak çıktım

yola. Anamın dediği gibi ‘’gıvrak gıvrak’’ gitmiyor ki

eşek. Kendi keyfince aheste aheste… Hatta yol nerde

canının çektiği bir ot görse gidip onu koparıp hem yiyor

hem gidiyor. Ben hızlandırmak için ‘’çü’’ bile demiyorum.

Bu yüzden eşekler severdi beni…

.

Daha yolu yarılamadan hava kararmaya başladı. Olsun

ben rahatım. Hiç korkmuyorum da. Bağa yaklaştım. Son

tepeye varınca değil türkü, çıt bile çıkarmıyordum artık.

Sessizce varıp ebeme ve çocuklara sürpriz yapacaktım…

.

Üstte ben altımda eşek, sözleşmiş gibiyiz! Usul usul,

yavaş yavaş kalan yolu gittik. Bağdamının arkasında

indim, önce eşeği bir engele bağladım ayağından. Ses-

sizce bağevinin Kocatepe tarafına geçtim.Burası tepeye

doğru olduğu için yere yakındı. Cafer Amcamın bağının

da içiydi burası.

Bağdamının üstü örtülürken kavak ağaçları ve bunlar

eğilmesin, çökmesin diye, kavakların aksi yönünde,daha

kalın bir kavak kullanılırdı. Buna ‘’orta’’ denirdi. İşte bu

orta uzun gelmiş, bağa doğru uzanmış.

.

Vardım bu 50 cm. kadar yukarı bu ortanın üzerine ata

biner gibi oturdum. Sessizce ayaklarımı sallıyor, ata

’’deh deh!’’ diyorum içimden. Tabi ortanın uzantısı

içeride. Bu hareketlerim sırasında içerideki kavaklar

oynadıkça tavandan topraklar dökülüyor. Ebem dahil

çocuklar korkudan birbirine sarılmış tir tir titriyorlar.

Benim dışarıda keyfim yerinde. Atı daha hızlı, daha

hızlı sürmeye devam ediyorum…

.

Neden sonra baktım ebem çıkmış dışarı, elinde bir

değnek bana bakıyor.

-Eeee garara yanası Zorbea sen misin? Uşaklar

içeride çatlıyacak gorkudan… Utanmaazzz…

Eline bir taş aldı fırlattı bana doğru. Ben yakalanır

mıyım? Kaçtım karanlıkta ötelere. Ebem söylendikçe

söylendi…

Söylendi söylendi, beddualar etti ve nihayet girdi

içeri…

.

Neden sonra iki çocuk çıktı dışarı, biri de kardeşim

Hatice’ydi.

-Abiiii dediler, haydı gel içeriye. Ebem gayrı

bi’şey demiyeceğem diyo…

-Yok dedim. Kendisi çağırırsa gelirim.

Çağırmadı…

Bir süre sonra ebem çıktı dışarı:

-Zorbeaaa haydı gel gayrı, yatacıyk!

Deyince kös kös geldim, girdim içeri…

.

İşte, 13 yaşındaki ben, bazen bağımıza çocuklar

korkmasın diye akşamları onları bek le me ye

giderdim!

______________________________sabitGüneş/Kırıkkale

NOTLAR:

Gıvrak gıvrak: Hızlı hızlı

Ebe………… ….: Babaanne

Garara yanasıca: Kara kara yanasıca. Bir beddua.

Zorbeaa...............: Çevremdeki çocuklara karşı sert

oluşumdan dolayı ebemin o yıllarda bana taktığı isim…