HESAPSIZCA SORULAR

Dile geldiğinde pek çok değerin yerinden oynayacağı şeyler biliyorum. İnsanın kendi olma yolculuğunda, kendini bırakması gerektiğini bildiğim gibi... Etrafımdaki insanların çoğu, insanın benlik ön görüsünü hiç hesaba katmadan yaşıyor. Bu durum ise benimle aynı düşünenleri, düşünce girdabında boğmaya yetiyor. Şundan bahsediyorum arkadaşlarım, gariban bir insanın gönlünü hayal edebiliyor muyuz? Bunu sormamın pek çok nedeni var ama hele bir tanesi var ki: “İnsan, mülk ile yükselen bir varlık mıdır ki bunca cemiyet ve toplum mülke tamah ederek değerlerimizi hatta gönüllerimizi hiçe sayıyor. Bu yüzden değil midir, mazlumu görmezden gelmek ve dahi yok saymak.” Herkesin kendi dalgalarında yüzdüğü bir denizi var. Bu deniz bir gün taşacak arkadaşlarım. Çırpınan her şey gibi deniz taştığında boğulan yine bizler olacağız.

Asırlardır geleneğimizi diri tutan bir toprağımız var. Bunu görmezden gelmiyoruz elbette. Anadolu insanı olarak, kime sorarsak soralım, vatan uğruna can verir. Lakin kimse sormaz bunun hikmetini. Bu sır gizli kalmıştır. Dolaşmaz dilden dile. Çünkü vatan torağımızda yeşerecek fidanın kökleri bizim ellerimizde değildir. Bir yok oluşun içinden, var oluş mücadelesi güdüyoruz şimdilerde. Sebebi, göz önünde duruyor. Köklerimizin ellerimizden kayıp gittiğini idrak edemeyişimizdir. Cemiyet hayatımızın bütününde ne vakit vatan toprağımızdaki habitusu inşa eder ve bunun yokluğunu idrak edersek o vakit mücadelemizin de anlamı değer kazanacaktır. Bununla birlikte yeni fidanların yeşerme ümidimiz artacak ve ülkemiz, milletimiz adına doğru işler yapacağızdır. Keşfetme bilincini erdemde aramayan bir toplumun ne fidanı yeşerir, ne gecesinin sabahı olur. Tükenmez arzularımızın peşinde heba edilmiş ömürlerimizin hesabını vermenin vakti sizce de gelmedi mi?