
(Yazan: Hakan ÖZTÜRK)
Yarın Kurban Bayramı...
Bugün arefe...
Bir yanda bayram telaşı...
Bir yanda kurban hazırlıkları...
Bir yanda da her yıl aynı cümleyi kuranlar:
“Hayvan katliamı...”
Kurbanı sadece bıçakla, kanla ve etle görenler...
Peki gerçekten öyle mi?
Kurbanın hikâyesi bir mezbahada başlamadı.
Bir baba ile oğul arasında başladı.
Hz. İbrahim...
Ve oğlu Hz. İsmail...
Bir gece gördüğü rüyada Rabbinden gelen emri aldı.
Kolay değildi.
Bir babanın yaşayabileceği en ağır imtihandı.
Ama daha da dikkat çekici olan, oğlunun cevabıydı.
Kur’an şöyle anlatır:
“Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
(Saffat Suresi, 102)
Düşünebiliyor musunuz?
Bir baba teslim oluyor.
Bir evlat teslim oluyor.
Tam kurban gerçekleşeceği anda ise Allah onların sadakatini kabul ediyor ve gökten bir koç gönderiyor.
İşte Kurban Bayramı’nın özü budur.
Hayvan değil...
Teslimiyet...
Kan değil...
Sadakat...
Et değil...
İman...
Bugün bazıları kurbana “hayvan katliamı” diyor.
Aynı insanlar dünyanın başka yerlerinde yaşanan vahşetlere çoğu zaman sessiz kalıyor.
Çin’de yıllardır düzenlenen Yulin Festivali’nde binlerce köpek canlı canlı kaynar sulara atılıyor.
İspanya’da boğalar arenalarda dakikalarca işkence edilerek öldürülüyor.
Dünyanın çeşitli yerlerinde hayvanlar eğlence uğruna, gösteri uğruna, bahis uğruna can veriyor.
Kimsenin sesi çıkmıyor.
Ama sıra kurbana gelince vicdanlar birden bire mesaiye başlıyor.
Oysa İslam’ın kurban anlayışı son derece nettir.
Peygamber Efendimiz (sav):
“Allah her işte ihsanı emretmiştir.”
buyurur.
Yani merhameti...
Yani güzel davranmayı...
Yani eziyet etmemeyi...
Kurbanlık hayvan hasta olmayacak.
Ayağı kırık olmayacak.
Kör olmayacak.
Aşırı zayıf olmayacak.
Kesim sırasında başka hayvanların önünde kesilmeyecek.
Bıçak önceden bilenmiş olacak.
Hayvana eziyet edilmeyecek.
Susuz bırakılmayacak.
Korkutulmayacak.
İslam’ın emri budur.
Çünkü kurban ibadeti zulüm değil, merhamet üzerine kuruludur.
Aslında kurbanın kestiği şey hayvan değildir.
İnsanın içindeki kibirdir.
Açgözlülüktür.
Bencilliktir.
Nefistir.
Bayram sabahı kesilen kurbanın etinin önemli bir kısmının ihtiyaç sahiplerine dağıtılması da bundandır.
Çünkü kurban sadece ibadet değildir.
Aynı zamanda paylaşmaktır.
Komşuyu hatırlamaktır.
Yoksulun kapısını çalmaktır.
Yetimin yüzünü güldürmektir.
Kur’an bunu çok açık söyler:
“Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları. Allah’a ulaşan sizin takvanızdır.”
(Hac Suresi 37)
Yani Allah’ın istediği şey et değildir.
Gönüldür...
Teslimiyettir...
Samimiyettir...
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Kurban kesmeye hazırlanırken biz neyi kurban ediyoruz?
Öfkemizi mi?
Kibrimizi mi?
Bencilliğimizi mi?
Kul hakkına uzanan elimizi mi?
Yoksa sadece bir hayvanı mı?
Çünkü kurbanın ruhu anlaşılmadan yapılan kesim, sadece kasaplık olur.
Ama kurbanın manası anlaşılırsa...
Bir koç kesilmez yalnızca...
İnsanın içindeki kötülükler de kesilir.
Yarın bayram...
Kapılar çalınacak.
Eller öpülecek.
Dualar edilecek.
Kurbanlar kesilecek.
Ve gökyüzüne yükselen şey, ne et olacak ne de kan...
Yükselen şey;
Hz. İbrahim’in teslimiyeti,
Hz. İsmail’in sadakati,
Müminin samimiyeti olacaktır.
Kurban Bayramımız mübarek olsun.
Rabbim kestiğimiz kurbanlardan önce gönüllerimizi kabul buyursun.