TARİHE GEÇECEK 

            Bedenden bir parçanın kanaması için ya oranın çürümesi, ya dışarıdan bir cismin girmesi gerek ki damarlarından kan çıksın. İnsanın kalbi         dışarıdan bir cerrahi müdahale olmadan kanar mı bilmem. 

            Ama şunu gördük bu Kahramanmaraş merkezli on ili kapsayan deprem felaketi ile kalbimiz kanadı. Hem de ne kalbimiz çürüdüğü için ne kalbimize bir cismin girmesiyle oldu bu kanama.  

            Bu kanamanın nedeni beşinci günde yirmi bine yakın deprem şehidinin olması, bu kanamanın nedeni yüz bine yaklaşan yaralının olması, bu kanamanın nedeni on bine yakın evin yıkılması, bu kanamanın nedeni yüz yılın felaketinin başımıza gelmesiydi. 

            Şu anda bir yandan yazımı yazıp bir yandan da gözüm ekranlarda. Acıyı damla damla içime akıtıyorum. Belki bir bıçak değil ama o damlalar kalbime saplanıyor. Kanadıkça kanıyor mübarek. 

            Hala mucizeler devam ediyor. Yüz saate yakın zaman geçti. Elhamdülillah hala kurtarılanlar var. Bir bebek, bir çocuk, bir anne, bir baba, bir dede, nine derken farklı yaş gruplarından, farklı illerden, farklı cinsiyette vatandaşlarımız bir bir kurtarılıyor. Her kurtulan can ile bazıları rahatsız olsa da kurtarma ekipleri “Allahu Ekber” nidaları ile birbirlerine sarılıyor. Acının içinde, gözyaşının içinde, çaresizliğin içinde bir cana Allah izni ile can vermenin sevinci bu sarılmalar. 

            Ümitler tükenmeyecek, yüzüncü saatte tükenmedi, iki yüzüncü saatte de tükenmeyecek. İnşallah çok daha fazla kardeşimiz, evladımız kurtulacak. Kurtarma ekibi orada bizler bulunduğumuz yerde alkışlayacak, ağlayacak, “Allahu Ekber” nidalarıyla yeni bir umudu bekleyeceğiz.  

            Gerçekten çok büyük felaket. İlkyazımızı felaketten birkaç saat sonra yazmış felaketin büyüklüğünü anlatmaya çalışmıştık. Şimdi beşinci gün ve felaketin büyüklüğü ortaya çıkmaya başlıyor. Bu yazılar tarihe not olacak. Belki birkaç ay belki birkaç yıl sonra bugünün nasıl bir büyük felaket olduğu daha net ortaya çıkacak. Bizim gördüğümüz, hissettiğimiz gerçekten büyük bir felaket yaşadığımız. Allah korusun bir canımız daha yitmesin ama gün geçtikçe yıkılan binaları gördükçe korkumuz dağ oluyor üstümüze geliyor.  

            Enkaz altında “Galiba deprem oldu, acaba biri gelip beni kurtaracak mı? Ölecek miyim? Acaba eşim, babam, evladım kurtuldu mu?” diye düşünmek çok zor. 

            Tonlarca moloz yığının altında cansız bedende olmakta çok zor. Hissetmesen bile buz gibi hava, yağan kar, karanlık ve sessizlik içinde mezara konmadan mezarı yaşamak ta zor. 

            Karşısındaki betonların altında anne olmak, evlat olmak, kardeş olmak, çaresizce beklemekte çok zor. 

            İlk anda koşup yardım etmek için canını hiçe sayıp, aç susuz bir canlıya ulaşmak için iğne ile kuyu kazmakta zor. 

            Kilometrelerce uzakta olup sadece hafif sallandıktan sonra oradaki kardeşlerinin dertleri ile dertlenmek, duaları ile bile olsa yanlarında olduklarını göstermekte zor.  

            Bu kadar bir acı yaşarken bazı hainlerin yağmacılık yaptığını, bazı aklı yitiklerin siyaset yaptığını, bazıların bu felaketle kendilerine maddi manevi rant devşirmeye çalıştığını görüyoruz. Bunlar ile ilgili düşüncemizi onların nasıl kendi pisliklerinde kalmalarını istediğimizi yazacağız.  

Şimdi değil. Ama yazacağız.  

Bu hainler, bu aymazlar, bu ahlaksızlar, bu ne idiğü bilinmeyenler de tarihe geçsin, kimin ne halt olduğunu bizde hatırlayalım, bizden sonra çocuklarımız torunlarımızda bilsin. Bilsin ki tarihin her döneminde Ebu cehiller var ve olacaktır. Tarihin her döneminde nemrutlar var ve olacaktır. Tarihin her döneminde iyiler ve kötüler vardı ve olacaktır. İşte torunlarımız bu günü anarken enkaz altındaki canın maddi veya manevi hakkını yiyen şeref yoksunlarını bilsinler. 

Duamız bölgedeki kardeşlerimizle…