İslam âleminin en büyük düşünürü Roger Garaudy’in hatıraları, itirafları, insan, hayat ve siyaset hakkındaki bazı görüşleri. “Ben "İnsan ölmüştür? Diyenlerden değilim. Asıl insan henüz mevcut değil, henüz yaşamaya başlamadı. İster misiniz onu var olmaya çalışalım. Yani sebep-sonuç zincirinde bir halka olmamaya, aksine daha sağlam güçlerin daha açık bir gaye ile her an ortaya çıktığı doğuş halindeki insanlar olmaya çalışalım. Aptalca bahse tutuşmalardan hoşlanmaz mısınız? Ben de öyleyimdir. Ama başka seçimimiz yok: Ya iman, ya hiçlik.

Ben geçitleri de yaşadım çıkmazları da. İsterim ki bunca mücadelenin, bunca düşüş ve yanlışın, umudun ve kardeşçe buluşmaların bana kazandırdıkları benimle gömülmesin. Bu gün ben hem ışığım, hem bakış, hem kurbanım, hem cellat, rüzgârlarda rastgele savurulan toz zerreleri gibiyim. Zaman zaman, bir ölüm hayal ettim, tabutu da kapağı da mezarı da olmayan. Kutsallık atfedilmemiş bir alanda çırılçıplak. Sadece hayatın bana dokuduğu evrensel örtüye bürünmüş. Hayatın mayalanmaları onun o olağanüstü ortak çukur içinde başkalaşımların çemberine giren tadına doyulmaz ölüm. Tıpkı Pavlus’un yazdığı gibi: “Mademki bir ruhum ve mademki bir toz zerresiyim, yeşil buğdayların kökünde yeniden hayat bulacağım. İnananlar ve inanmayanlar ölüleri dirilten ve var olmayanı Varlık’a çağıran Allah’a sadakatin umududur.” noktası üzerinde mutabık olmalıdırlar.

Hayatımın büyük davası hayatın anlamını bulmak oldu. Ve de tarihin anlamını. Ölümün yakınlığı, bana varoluşumu, sondan başlayarak gözden geçirme imkânı veriyor. Tehir edilmiş bir gelecek yok artık. Sorular, şüpheler, başarısızlıklar, çelişkiler, basit ama sarp bir yolu sadece karartabilirler. Hayatıma yön verecek bir söz aradım. Felsefe öğrencisiyken yaşamam gereken gerçek dünyanın, Eflatun’un ve gerçeğinin mağaralarının ötesindeki bakir fikirlerinin dünyası olduğuna inandırıldım. Yirmi yaşımdayken, dünyanın yaratılışını izleyen, Hz. İbrahim’in ve Promete’nin bölünmez inancına uygun ilahi bir nesil hayal ediyordum. Kıyamet görünümlü barışta Mesihlerin türediği, insanlıktan çıkmış insanın kurtarılması, yeniden inşası, yeniden insanlaşması gerektiği bir dönemde yönümü değil, sadece cemaatimi değiştirdim. İnsan ancak bütünle birlikte olduğu zaman insan olacaktır.

İnsan ölmek için değil yaşamak için doğdu, hayatını her dem yeniden doğan bir şiir gibi yaşamak için. Yaradan kendi yarattığı insanını mahvetmesine müsaade etmez. İnsan akıllı yaratıktır. İnsan insanlığını ancak Allah’la rayına oturtabilir. İnsan ile ilahi olan arasında devamlılık vardır. Her insan yaratıcı Allah’ın bir tecellisidir. Tanrı insanda insan da tanrıda doğmuştur. Tanrı insanda cisimleşmiştir. İnsanın yaratma, kendini ifade etme, karar verme hakkına saygı gösterilmiyorsa o insan yaratıcı Allah’ın kendisinde tecelli ettiği kimse değildir. Allah’a, insandaki tecellisine saygı gösterilmiyor demektir. Cemaatlerin her birinin şarlatanları da vardır, dava adamları da. Şafakları pek ender olan bu gecede benim asıl mutluluğum yetmiş beşi geçmiş şu yaşımda bile yirmili yaşlarımın rüyalarına hala sadık kalmış olma hissini taşımamdır. Hayal gücüm harekete geçiyor. Dua için diz çöküyorum, gücümü Tanrıdan alacağımdan eminim.

İnsanı esir eden ihtiraslar, hürriyet kazandıran tutkular, zillete düşüren sevgiler vardır ve insanı yücelten bir başka evrenin eşiğine ulaştıran aşklar vardır. İnsan kendi kendine yeterlidir. İnsan bir tesadüf eseri içinden çıktığı evrenin sonsuzluğu içinde yapayalnız olduğunu öğrendi. Gölgeniz üstünden atlayamazsınız. Bir canlı için ölüm korkusu onun yaşama ve hareket etme yeteneğini yitirme korkusudur. Şiddete ve savaşa yol açacak en uygun zemin nice insanın aç, nicelerinin ise servet içinde yüzmesidir. Gerçek ben, bendeki Allah’tır. Ölüm yoktur, ölen insanlar vardır ve onları öldüren insanlar vardır. Her şeyden önce isyan ettiren ölümler vardır. Açlığın, salgınların, işsizliğin, savaşın, isyan ettirici ölümleri. Bu ölümler isyanları doğuruyor. Ruh ve beden eğitimine erişmekten yoksun kalmış, inançlarını açıklamak ve yaşamaktan men edilmiş insan şiddet ve savaş zemini oluşturur. Bir köle, köle ruhuyla iktidara gelirse, yeni bir kölelik düzeni kurar. Yapılar değiştirilmek isteniyorsa önce insanı değiştirmeli.

Batı insanı aşkınlıktan kopup uzaklaşmış, ortam yaşanılmaz olmuştur. Böylece Batı dünyası, sadece tanrıtanımaz olmakla kalmamış, çok tanrıcı olup çıkmıştır. Para, seks ve iktidar, eski dinlerin tahtına oturarak, mutlak değerler haline gelmiştir. Kitle tutarlı bir oluşum değildir. Yalnız, başıboş bırakıldığında kararsızlığa düşme eğilimindedir. Dayanışma insanları kurtarır. Sefalet içinde insanlar birbirlerini severler. Fedakârlıklar sürdükçe işler yolunda gider. Bölüşülecek kârlar olduğu zamansa tehlike baş gösterir. Bencillik çıkarlarla birlikte yükselir. İnsan daima kendisini oluşturan şartların bütününden başka ve daha fazla bir şeydir.

İnsan, gelecekten yani sondan hareketle şimdiki zamanın içinde hüküm veren ve hareket eden bir varlıktır. Yeryüzündeki her şey, merkezde olduğu gibi zirvede de yani tepeden tırnağa insana göre düzenlenmelidir. Karıncadan yıldızlara varıncaya dek hepimiz aynı topluluğun parçalarını oluşturuyoruz. Hiçbir şey diğerlerinden kopuk tek başına değildir. Hiçbir şeyin ne insanların ne de eşyanın tek başına mevcut olmadığı bizim dünyamızda sizin, mülkiyet dediğiniz şeyin anlamı yoktur. İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar. Yaşadığınız ülkenin kaderi sizin elinizdedir. İslam’ın kabileci anlayışlara ve kısmi putculuklara karşı cevabı: “Allah’tan başka ilah yoktur. Bir ve bütün en derin gerçekliktir. Bütün’ parçada her an vardır, diriliş her gün gerçekleşir, dünya her gün doğar. Sen de ilk peygamber Zerdüşt’ün davetine uyup, doğruluğu yaymaya, sabahtan başlayarak günü artırıp çoğaltmaya çalışanlardan ol. Tek bir ruhun arınmasıyla dünya arınır.